Dünya yeniden şekilleniyor. Sınırlar, dengeler ve güç haritaları değişiyor. Özellikle Orta Doğu’da yükselen gerilim, artık bölgesel olmaktan çıkmış, küresel bir çatışma hattına dönüşmüştür. İran merkezli gelişmeler, Amerika ve İsrail’in doğrudan dahil olduğu bir savaş atmosferi oluşturmuş durumda.
Bu savaşın etkileri yalnızca o coğrafyayla sınırlı kalmayacaktır.
İran savaşının gölgesinde, sıcak çatışmaların her an genişleyerek Türkiye Cumhuriyeti’ne ve kardeş vatan dediğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne sıçrama ihtimali göz ardı edilemez. Böyle bir tabloda en büyük ihtiyaç; güçlü bir devlet aklı, sağlam bir duruş ve sarsılmaz bir toplumsal birliktir.
İç Zafiyet, En Büyük Tehlike
Ancak ne yazık ki biz, böylesine kritik bir dönemde içeride bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.
Halkın alın teriyle oluşan kaynakların israf edildiği, yolsuzluk iddialarının gündemden düşmediği, siyasetin ve bürokrasinin kendi iç çekişmeleriyle vakit kaybettiği bir süreçten geçiyoruz. Oysa tarih bize açıkça göstermiştir: Dış tehditlerin arttığı dönemlerde, iç zafiyetler bir ülkenin en büyük kırılma noktasıdır.
Ülkeyi yöneten iktidar, ana muhalefet ve diğer muhalefet partileri, herkes aklını başına almalı, akıllıca olmalı. Halk ayağa kalkmasın, kalkarsa her şeyi değiştirebilir.
Sorumluluk Çağrısı
Artık gerçeklerle yüzleşmek zorundayız.
Bu ülke; hiçbir siyasi yapının, hiçbir makamın, hiçbir kişinin şahsi çıkar alanı değildir.
Bu devlet; halkın emeğiyle ayakta duran bir emanettir.
Bu nedenle;
Siyasetçiler,
Bürokratlar,
Yöneticiler…
Herkes sorumluluğunun farkına varmalı, yolsuzlukları bir kenara bırakmalı, iç hesaplaşmaları terk etmeli ve bu ülkeyi vicdan sahibi, adaletli bir anlayışla yönetmelidir.
Çünkü mesele artık sadece siyaset değil, bir varoluş meselesidir.
Birlik Zamanı
Bugün yapılması gereken şey çok açıktır:
Ayrışmayı değil birleşmeyi seçmek.
Ötekileştirmeyi değil kardeşliği büyütmek.
Kavgayı değil ortak geleceği inşa etmek.
Bu topraklarda yaşayan herkes, hangi kökenden, hangi inançtan, hangi görüşten olursa olsun aynı kaderin parçasıdır. Aynı bayrağın altında, aynı geleceği paylaşmaktadır.
Halkın Sessizliği
Ve unutulmamalıdır:
Kimse sanmasın ki halk olan biteni görmüyor.
Kimse sanmasın ki bu sessizlik kabulleniştir.
Bu halk gerektiğinde tek yürek olur,
Gerektiğinde tek ses olur,
Ve gerektiğinde her şeyi değiştirir.
Bugünün Sorumluluğu
Bugün güçlü olmak zorundayız.
Bugün dimdik durmak zorundayız.
Bugün birbirimize sahip çıkmak zorundayız.
Çünkü yarın çok geç olabilir.
Ülkemizin kurucusu, rahmetli Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyor, onun dediği gibi “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek bu metni sonlandırıyorum.
Son Söz Yerine Sorular
Ve şimdi kendimize şu soruları sormalıyız:
Bu ülkenin geleceği için biz ne yapıyoruz?
Birlik olmak yerine neden ayrışıyoruz?
Halkın hakkını korumak için daha neyi bekliyoruz?
Ve en önemlisi… yarın çok geç olmadan bugün harekete geçecek miyiz?
