Mehmet Bidav
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Güvendiğimiz Yerden “Güven”i Vurmak!

Güvendiğimiz Yerden “Güven”i Vurmak!

featured
Güvendiğimiz Yerden “Güven”i Vurmak!

Modern toplumlar yalnızca devletler tarafından ayakta tutulmaz. Devlet ile birey arasındaki boşluğu dolduran bir alan daha vardır: Sivil toplum.

Dernekler, vakıflar, gönüllü inisiyatifler, meslek örgütleri ve dayanışma ağları… Bu yapılar, bir toplumun sosyal sermayesinin temel bileşenleridir. İnsanların birbirleriyle dayanışma kurabilmesi, ortak amaçlar etrafında örgütlenebilmesi ve kolektif hareket edebilmesi, büyük ölçüde bu sosyal sermayenin varlığına bağlıdır. Bunun da harcı, güvendir.

Sosyolojinin temel kavramlarından biri olan güven, bireyler arasındaki basit bir duygu durumundan ibaret değildir. Güven, toplumsal hayatı mümkün kılan görünmez bir sermayedir.
Güven düzeyi yüksek toplumlar, krizleri daha kolay yönetir, daha güçlü dayanışma ağları kurar ve daha yüksek bir iş birliği kapasitesine sahip olurlar.

Depremler, savaşlar ve büyük felaketler, tam da bu kapasitenin sınandığı anlardır.

6 Şubat depremlerinde yaşanan da buydu. İnsanlar yalnızca bir yardım kampanyasına bağış göndermediler. Aslında daha büyük bir şey yaptılar: Güvenlerini devrettiler.

Bağış, sadece ekonomik bir işlem değildir; bir güven sözleşmesidir. O sözleşmenin temeli ise şeffaflık ve hesap verebilirliktir.
Bu nedenle sivil toplum kuruluşları yalnızca yardım dağıtan yapılar değildir. Onlar, devlet ile toplum arasında kurulan güven köprüleridir.
Modern devletler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, her afete, her krize ve her toplumsal yaraya aynı anda müdahale edemezler. Tam da bu noktada hükümet dışı yapılar devreye girer. Gönüllü inisiyatifler, dernekler ve vakıflar, toplumun kendi kendini örgütleme kapasitesini temsil ederler.

6 Şubat depremleri, bu gerçeğin Türkiye’deki en büyük sınavlarından biri oldu.

Milyonlarca insan, devletin ilk günlerdeki yetersizliğini veya geç kalmışlığını gördükten sonra, güvenebilecekleri yeni bir dayanışma zemini aradı. Bu zeminin en görünür örneği ise Ahbap Derneği ve Haluk Levent oldu.

Yani toplum, Ahbap Derneği‘ne ve Haluk Levent‘e güvendi.

İnsanlar yalnızca para göndermediler; güvenlerini, vicdanlarını ve dayanışma iradelerini emanet ettiler.

Felaketler, insanların yalnızca maddi olarak değil, ahlaki ve duygusal olarak da en kırılgan oldukları anlardır. Böylesi dönemlerde insanlar, karşılarındaki kişi ve kurumların da kendileri gibi vicdanlı, dürüst ve paylaşımcı olduklarına inanmak isterler. Bu, toplumsal dayanışmanın psikolojik temelidir.

İşte tam da bu nedenle, insanların acılarını, çaresizliklerini ve güven duygularını kişisel çıkarların aracı hâline getirmek, yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değildir; toplumun vicdanına karşı işlenmiş bir suçtur. Çünkü istismar edilen şey para değil, insanların birbirine güvenebilme kapasitesidir.

Bağış yapan kişi, “Bu kaynağın benim adıma doğru yerde kullanılacağına inanıyorum” der.
Haluk Levent ve Ahbap örneği bu yüzden son derece önemlidir. Çünkü Türkiye’de ilk kez bu ölçekte bir sivil inisiyatif, milyonlarca insanın güvenini arkasına alarak devlet dışı bir dayanışma merkezi hâline geldi.

Ahbap Derneği Soruşturması: Haluk Levent ve 20’ye Yakın Kişi Gözaltında

Bu, Türkiye açısından son derece değerli bir toplumsal deneyimdi.
Ancak tam da bu nedenle, bugün ortaya atılan her soru, her iddia ve her tartışma yalnızca bir kişiyle veya bir dernekle ilgili değildir.

Mesele, Türkiye’de sivil toplumun güvenilirliği meselesidir.

Eğer toplumun en kırılgan anında kendisine emanet edilen güven konusunda yeterince açık, şeffaf ve hesap verebilir bir zemin oluşturulamazsa, zarar görecek olan yalnızca bir kurumun itibarı olmayacaktır.

Zarar görecek olan, toplumun gelecekte yeniden dayanışma üretebilme kapasitesidir.
Çünkü insanlar bir kez güven kaybına uğradıklarında, yalnızca belirli bir kişiye değil, benzer bütün yapılara karşı kuşku geliştirmeye başlarlar.

Bir sonraki depremde…
Bir sonraki yangında…
Bir sonraki afette…
İnsanlar yardım etmekten önce şunu soracaklardır: “Kime güveneceğiz?”

İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü güvenin yıkıldığı yerde yalnızca bir dernek zayıflamaz.
Sivil toplum zayıflar.
Dayanışma zayıflar.
Toplumun birlikte hareket etme iradesi zayıflar.
Ve bir toplum için bundan daha ağır bir kriz yoktur.
Çünkü depremde yıkılan binalar yeniden yapılabilir.
Kaybedilen paralar yeniden kazanılabilir.
Ama toplumun güven duygusu yıkıldığında, onun yeniden inşası bazen bir kuşaktan daha uzun sürer.

Güvendiğimiz Yerden “Güven”i Vurmak!
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter