Tutuklandıktan sonra ilk yıl evine konuk olmuştum. Kapı açıldığında içeriden bir bebek sesi geliyordu. O ses, dört duvarın arasına sığmayan bir umut gibiydi. Eşi tutuklandığında Aslı Deniz’e hamileydi. Aradan 10,5 yıl geçti ve Deniz bebek büyüdü. İlk adımlarını, ilk kelimelerini babasız öğrendi. Babası Bekir Kaya ise hâlâ aynı yerde: dört duvar arasında, ömrünün en verimli yıllarını demir parmaklıklara emanet etmiş.
Bekir Kaya, Van halkının gönlünde ayrı bir yere sahipti. Mütevazı, çalışkan genç bir başkandı. Wan sokaklarında yürürken selamını esirgemez, derdiyle dertlenirdi insanların. Bu yüzden “Van’ın Bekir Başkan’ı” olarak çok seviliyordu. Yıllar geçti, ama sokaktaki kimse hâlâ neden tutsak olduğunu anlayamadı. Bir baba, bir eş, bir hukukçu, bir belediye başkanı… Suçu neydi, kimse bilmiyor.
Hapishanelerde Bekir Kaya’ların tutulmadığı, bebek seslerinin duvarlara çarpmadığı bir ülke özlemi her geçen gün büyüyor içimizde. Toplumsal barışın, çözümün adımları geciktikçe sokağın umudu da biraz daha kararıyor. Bir çocuğun babasına hasreti, bir eşin yalnızlığı, bir şehrin eksik kalan sesi… Hepsi aynı yaraya dokunuyor.
Kıymetli eşi Aslı Kaya ile paylaşılan fotoğraflarını görünce içim burkuldu. Sevgili Bekir Kaya’nın saçlarına aklar düşmüş, yüzüne yılların özlemi sinmiş. Bekir ve Aslı Kaya’nın Rojar ve Deniz adında iki çocukları var. Aslı, eşinin hukukçu kimliğinden de güç alarak yaşamını adalet mücadelesine adamış cesur bir kadın. Yaptığı paylaşımında şair Arkadaş Zekai Özger’in dizelerine yer vermiş:
“Yaşamak bizim en eski çağlardan kalma yanık türkümüz.
Öylesine kısık ki sesimiz;
ne duyurmasını ne söylemesini biliriz.”
Evet… Vicdanı kanatan bu kareyi, bundan daha iyi anlatacak söz yok. Birbirine hasret iki insanın arasına düşen onca yıl, o fotoğrafta saklıydı sanki.
Bu vesileyle, dört duvarın ardındaki sevgili Bekir Kaya’ya selamlarımı gönderiyorum. Umudun demiri erittiği günler umarım yakın olur.
Ferhat Tunç
