26 Eylül 2026’da Diyarbakır’da düzenlenen DEM Parti İl Kongresi’nin salonuna baktığımda rengârenk bir toplumsal tablo gördüm. Kadınlar, gençler, yaşlılar, farklı toplumsal kesimlerden insanlar bir aradaydı. Böyle bir buluşma insana umut veriyor.
Ama tam da burada bir soru beliriyor: Salonun dolu olması, demokrasinin işlediği anlamına gelir mi?
Demokrasi, insanların yalnızca bir araya gelmesi ve oy kullanmasıyla sınırlı değildir. Öneride bulunabilmelerini, itiraz edebilmelerini ve alınacak kararlar üzerinde gerçek bir etkiye sahip olmalarını da gerektirir. Katılımın niteliğini belirleyen, salonda kaç kişinin bulunduğu kadar, bu insanların kararın oluşumunda ne ölçüde söz sahibi olduğudur.
Liste Ne Zaman Demokratik Olur?
Kongre öncesinde öneriler alınmış, komisyonlar oluşturulmuş, aday adayları belirlenmiş olabilir. Bunlar gerekli ve değerli hazırlıklardır. Ancak hazırlık yapılması, katılımcıların tartışma ve karar verme hakkının yerini tutmaz.
Önceden bir liste hazırlanması tek başına sorun değildir. Asıl mesele, bu listenin ne zaman paylaşıldığı, nasıl oluşturulduğu ve değişikliğe ne kadar açık olduğudur.
Katılımcılar adayları tanıyabilmelidir. Bu kişiler hangi deneyimlerden geliyor? Toplumla ilişkileri nasıl? Hangi düşünceleri savunuyor, nasıl bir çalışma öneriyorlar? Bu soruların yanıtları, oylamadan önce konuşulabilmelidir.
İnsanlar yalnızca son aşamada önlerine getirilen listeye “evet” veya “hayır” demeye çağrılıyorsa katılımın alanı daralır. Demokratik işleyiş, alternatif önerilerin sunulabilmesini ve bu önerilerin kararı etkileyebilmesini gerektirir.
Çünkü demokrasi yalnızca oy kullanmak değil, iradenin oluşumuna katılmaktır.
Onayın Ötesinde Bir Katılım
Geniş ve yatay bir yapı oluşturmayı amaçlıyoruz. Kadınları, gençleri, emekçileri, farklı toplumsal çevreleri bir araya getiriyoruz. Bu buluşmanın anlam kazanması, katılımcıların karar sürecinde üstlendikleri rolle doğrudan ilgilidir.
“Kabul edenler?” sorusuyla başlayan ve “Kabul etmeyenler?” sorusuyla biten bir oylama, sürecin yalnızca son aşamasıdır. Öncesinde yeterli bilgi paylaşılmış mı? Farklı görüşler dinlenmiş mi? İnsanlar önerileri değiştirebileceklerine inanıyor mu?
Oylama sırasında itiraz yükselmemesi, tek başına bu soruların yanıtını vermez. Sessizlik uzlaşmayı gösterebileceği gibi, söz almanın anlamlı bulunmadığı veya kolay olmadığı bir ortamı da yansıtabilir. Bu nedenle yalnızca sonuca değil, o sonucun nasıl oluştuğuna bakmak gerekir.
Öcalan’ın demokratik toplum yaklaşımı çerçevesinde de tartışılan, toplumun siyasetin öznesi olması düşüncesi, günlük işleyiş açısından somut bir soru doğuruyor: İnsanlar kararları gerçekten birlikte mi üretiyor, yoksa oluşmuş kararları onaylamakla mı yetiniyor?
Yatay örgütlenme iddiasının karşılığı, bu soruya verilen pratik yanıtta aranmalıdır.
Divan Seçimi Neden Önemli?
Divan seçimi, bu tartışmanın küçük ama anlamlı bir örneğidir.
Kongrenin önüne önceden hazırlanmış isimler gelebilir. Ancak bu isimlerin önerilme gerekçeleri açıklanmalı, salondan başka adayların önerilmesine olanak tanınmalıdır. Katılımcılar tercihlerini dile getirebilmeli ve seçim üzerinde etkili olabilmelidir.
Bir kişinin tanınmış olması veya siyasi deneyimi, elbette değerlendirmeye alınabilir. Bunun yanında, üstleneceği göreve uygunluğu ve katılımcıların güvenini ne ölçüde taşıdığı da konuşulmalıdır.
Buradaki mesele kişilerden çok yöntemdir. Önerilen isimler kim olursa olsun, onları tartışmaya açan ve alternatiflere yer veren bir işleyiş kurulmalıdır. Böyle bir yöntem hem seçilen divanın meşruiyetini hem de katılımcıların sürece duyduğu güveni güçlendirir.
İtiraza Alan Açmak
Bir katılımcı, “Bu önerinin yeterince tartışılmadığını düşünüyorum. Başka önerileri de değerlendirelim.” diyebilmelidir. Bu söz, süreci aksatan bir davranış olarak değil, demokratik katılımın bir parçası olarak karşılanmalıdır.
İtiraz, düşmanlık değildir. Farklı düşünmek de ortak çalışmayı zorunlu olarak zayıflatmaz. Aksine, eleştirilerin açıkça dile getirilebilmesi, yanlışların görülmesini ve kararların daha geniş bir katılımla alınmasını sağlayabilir.
İtiraz edebilme hakkı, demokratik yapının bağışıklık sistemidir. Ancak bu hakkın varlığı, yalnızca kurallarda yazılı olmasıyla ölçülemez. İnsanların söz aldıklarında dışlanmayacaklarını, küçümsenmeyeceklerini ve görüşlerinin dikkate alınacağını bilmeleri gerekir.
Demokratik kültür, biraz da farklı bir söz duyulduğunda verilen tepkide kendini gösterir.
Savunduğumuz İlkeleri Uygulamak
Demokratik konfederalizmden, kadın özgürlüğünden, ekolojik toplumdan, ahlaki ve politik toplumdan, yatay örgütlenmeden söz ediyoruz. Bu kavramların hayattaki karşılığı, karar alma ve ilişki kurma biçimlerimizde ortaya çıkar.
Uygulamada ise alışkanlıklarımızla karşılaşabiliyoruz. Eski hiyerarşik refleksler, yakın çevrelerin etkisi veya güçlü görünen bir isme duyulan güven, ortak tartışmanın önüne geçebiliyor. Bazen yukarıdan gelen bir öneriyi sorgulamak yerine kabul etmek daha kolay bulunabiliyor.
Bu durum, samimi bir öz eleştiriyi gerekli kılıyor. Savunduğumuz ilkeleri yalnızca konuşmalarımızda değil, görev dağılımında, aday belirlemede ve eleştiriye yaklaşımımızda da görebilmeliyiz.
Demokrasi kürsüde savunuluyorsa salondaki işleyişte de karşılığını bulmalıdır.
Kararın İçine Daha Fazla İnsan Katmak
Salonun çeşitliliği önemli bir kazanımdır. Bu kazanımı derinleştirmenin yolu, daha fazla insanı kararın oluşumuna katmaktan geçiyor.
Adayların ve önerilerin önceden paylaşılması, tartışmaya yeterli zaman ayrılması, alternatiflerin sunulabilmesi ve kararların gerekçelerinin açıklanması bu yönde atılabilecek somut adımlardır. Katılımcıların kendi adayını önerebilmesi, listeye itiraz edebilmesi ve yönetime ilişkin düşüncesini açıkça ifade edebilmesi gerekir.
Ahlaki ve politik toplum tartışmasının günlük yaşamla buluştuğu yerlerden biri de burasıdır: İnsanların ortak yaşamlarına ilişkin kararları birlikte üretebilmesi ve bu kararların sorumluluğunu paylaşabilmesi.
Büyük demokratik hedeflerin inandırıcılığı, küçük ölçekli uygulamalarda sınanır. Bir divan seçiminde, bir komisyon kararında, bir aday belirleme sürecinde veya bir itiraz karşısındaki tutumumuzda…
Diyarbakır’daki kongrenin ortaya koyduğu buluşmayı bu açıdan önemsiyorum. Farklı toplumsal kesimlerin bir araya gelmesi, ortak bir gelecek arayışının değerli bir ifadesidir. Bu buluşmayı daha açık, daha katılımcı ve daha şeffaf bir işleyişle güçlendirmek gerekiyor.
Demokrasi bize lazım olduğu kadar, bize itiraz edenlere de lazımdır. Bizim sözümüz kadar, karşı sözün de ifade edilme hakkı vardır. Demokratik kültür, farklı düşünen insanların kendilerini özgürce ifade edebildikleri ve kararlara etki edebildikleri ölçüde gelişir.
Özlediğimiz toplumu birlikte kuracağız: Birlikte tartışarak, birbirimizi dinleyerek, itiraz hakkını koruyarak ve birlikte karar vererek.
