Bir siyasi parti yönetiminin, hem de ana muhalefet partisi yönetiminin genel başkanıyla birlikte mahkeme kararıyla değiştirilmesi memleketin siyasi tarihinde bir “ilk” idi. Taraftarlarının önemli bir kesimi, hatta köylüleri bile Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu “kayyım” işini kabul etmesine şaştı kaldı.
Normalde “kayyım” olarak mümkün olan en kısa zamanda partisini kurultaya götürmesi gerekirken, sayın Kılıçdaroğlu, hemen çevresinde toplaşanların CHP’nin en “netameli” isimleri olduğuna da aldırış etmeksizin “arınmadan” söz eder oldu. Velhasıl Özgür Özel ve arkadaşları “Çin işkencesi” mantığıyla birer ikişer CHP’den atılmayı, disipline verilmeyi beklemek yerine ayrılıp Yeni Parti’yi kurdular. CHP bir anda denilebilecek kadar kısa bir sürede gayet “tenha” bir parti haline geldi…
Ama burası Türkiye işte, herşeyin “çaresi” bulunur. Madem eski yeni demeden CHP’den ayrılan ayrılana, o halde memleketin en kalabalık ve yerel seçimlerde elde edilen başarıyla gündem olan İstanbul’da yaparsın bir kitle gösterisi, “insan içine çıkamaz oldu” denilen Kılıçdaroğlu’nu çıkartırsın sahneye, önüne çıkarılan insanlara rozet taktırırsın, “Yıkılmadık ayaktayız” mesajı verirsin memlekete…
İyi de o kadar insanı nereden bulacaksın, en azından medyaya bir kalabalık görüntüsü vermek lazım. Bu sorunun “çaresi” de dizilere, dedikodu programlarına figüran sağlayan cast ajansları seferber ederek bulundu! Bu da bir başka “ilk” idi sanırım; yeterli kalabalık toplayamıyorsan, cebine üç kuruş para koyduğun işsizleri, emeklileri, yoksulları seferber edersin…
Muhtemelen “süper plan!” demişlerdir bu işi kotarırken.
Ama işte hala gazetecilik var. Planları, hesapları bozan, resillikleri, skandalları ifşa eden…
O gün salona doldurulan kalabalığın 950 TL yövmiyeli figürasyon olduğu ortaya çıkınca, üstüne de yakalarına Kılıçdaroğlu’nun kendi elleriyle rozet taktığı bay ve bayanların en azından bir kısmının partinin eski üyeleri olduğu ifşa olunca, bu göz boyama ve “gösteri” temalı etkinlik ellerinde patladı…
Ama no panik! Malum, bu tip “suçüstü” durumlarında nasırına basılmışçasına yüksek bir sesle bağıracaksın: Komplooo! Tuzakkk! Yalannn! İftiraaa! Fötööö! Sayın Gürsel Tekin ve Kılıçdaroğlu başta olmak üzere CHP yetkilileri de öyle yaptılar zaten. Ek olarak suç duyurusunda bulundular hatta: Halka yalan yanlış haber vermek suçlamasıyla…
Fakat yüzlerce figüran, fotoğraflar, “dizi için çağırdılar sandım ama buraya getirdiler” diyen insanların videolu açıklamaları, bazı figüranlar da “paramızı vermediler” diye yakındılar… Neresinden baksan, haberde “yalan-yanlış” bir şey yoktu yani. Yalan ve yanlış olan o “gösteri” idi yani…
Mevzunun sakalanacak gizlenecek örtülecek bir tarafı kalmayınca cast ajanslarından birinin yetkilisi biraz da mecburen “eylemi” üstlendi: “Tamam biz şeettik ama parayla değil yani, gönüllü olaraktan…”
Bu açıklamayla skandal, “Ya tamam Sayın Gürsel Tekin veya Kemal Kılıçdaroğlu ile alakası yokmuş işte, adam gönüllü olarak yapmış,” şeklinde bir sonuç ile bu “beklenmedik” (!!!) rezalet gündemden düşer diye ümit ettiler sanırım.
Fakat çapsızlık böyle bir şey işte. Akıllarına hiç mi gelmedi; insanlar, “yahu yalan-dolan, iftira diye çığırdınız ama yalancı siz imişsiniz,” diye düşünmeyecek mi? O ajans sahibinin “Ben yaptım” üstlenmesine inanan oldu mu sizce? Bir cast ajansı “gönüllü” olarak ve cebinden para vererek sizin gösterişinize “kalabalık” sağladı ve sizin bundan haberiniz yok, öyle mi? Sahi oradan bakınca insanlar çok mu salak görünüyor?
***
Bu köşeden her hafta Cuma günü “Burası Türkiye!” dedirten yazılarımla size sesleneceğim. Dileyelim arada keyifli haberlerle de “Burası Türkiye” deriz birlikte…
Hoşça, sağlıkla kalın…
