İliç’teki maden için ÇED iptal davası açan avukat Barış Yıldırım: Parça parça ÇED raporu alındı

İliç’teki maden için ÇED iptal davası açan avukat Barış Yıldırım: Parça parça ÇED raporu alındı

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre ve Kent Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Barış Yıldırım, İliç’teki altın madenine verilen ÇED olumlu kararlarının iptali için açtığı ve yürüttüğü dava sürecini anlattı. Yıldırım, sahanın tümüne dönük bir bütün kümülatif ÇED raporu alması gerekirken, parça parça ruhsat sahalarını bölerek ÇED raporları alındığını bu durumunda hukuksuz olduğunu belirtti.

2010 yılı aralık ayından itibaren altın üretimi yapan ve 9 işçinin toprak kayması sonucu enkaz altında kaldığı Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde arama çalışmaları devam ediyor. Aktif fay hattı üzerinde yer almasına rağmen, siyanürle altın çıkarılan maden için 2008’de ÇED raporu verildi. 2014 yılında kapasite artışı için verilen ÇED olumlu raporu için köylüler tarafından avukatlar aracığıyla dava açıldı ve iptal davası red edildi. 2016 yılında Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre ve Kent Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Barış Yıldırım ‘ÇED gerekli değildir’ kararını açtığı davayla iptal ettirdi. 2021 yılında 2’inci kapasite artırımı için alınacak ÇED kararı için bölgede yapılan keşiflere avukat Yıldırım, gözlemci olarak katıldı. Şirket ÇED raporuna bütünsel olarak başvuru yapmayarak bir çok bölgeye kısımsal ÇED başvurusu yaptı ve ÇED olumlu raporu aldı. Avukat Barış Yıldırım, bütün kümülatif ÇED raporu alması gerekirken, parça parça ruhsat sahalarını bölerek ÇED başvuruları yapmakta olduğunu ve bu durumun hukuka aykırı olduğunu belirtti. Ayrıca avukat Yıldırım, Çöpler Altın Madeni’nin bulunduğu sahanın Munzur havzasında olduğunu ve kimyasal maddelerle altın ayrıştırma işleminin devam etmesiyle bölgede yaban hayatı ve ekosistemin yok olacağını vurguladı.

Altın Maden projesinin yürütüldüğü sahanın Munzur Dağları havzasının önemli bir doğa alanı olduğu ve bölgede bir çok yaban hayatının yaşadığını belirterek, “ Maden Projesine ilişkin 2008 yılında ÇED olumlu kararı verilmişti. Müteakiben projeye ilişkin olarak 2014 yılına gelindiğinde kapasite artırımına dahil olarak yine ÇED olumlu karar verildi. Keza 2021 yılında da ikinci kapasite artışına ilişkin olarak ÇED olumlu kararı verildi. Projenin yürütüldüğü saha Munzur Dağları havzasında önemli doğa alanı içerisinde ve yine önemli bitki alanı içerisinde. Proje sahasında bugüne kadar saptanmış 2250 bitki türü var. Yine proje sahasının içerisinde bulunduğumuz havza Avrupa’nın yaban hayatı ve yaşam ortamlarını koruma sözleşmesi Bern sözleşmesi hükümlerine göre kesin koruma altında bulunan dağ keçisi, ayı, su samuru, başak hatta neslinin dünyada yok olduğu değerlendirilen Anadolu parsı gibi türleri barındırıyor. Yine bölge önemli kuş alanı olarak da değerlendirilebilecek bir bölge. Ülkemizin en büyük su toplama havzasına sahip nehri durumundaki Fırat Nehri havzasının da tam neredeyse merkezi. Fırat en önemli kaynakları ya Munzur havzasından doğar ya da Munzur havzasında birleşir. Bu bakımdan sadece ekosistem açısından değil, bir bütün Fırat Nehri’nin aktığı yörelerdeki tüm canlı yaşam açısından önemli bir alan. Tabii bu bölgede bu projenin yürütülüyor olması hukuka aykırı” dedi.

Av. Barış Yıldırım
Av. Barış Yıldırım

‘PARÇA PARÇA ÇED RAPORU ALMASI HUKUKA AYKIRIDIR’

Şirketin bütünsel ÇED raporu almayarak parçalar halinde rapor aldığını ve bu durumun hukuksuz olduğunu belirten avukat Yıldırım, “ Bizler daha evvelden proje kapsamında ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilince 2016 yılında idare mahkemesine dava açmıştık. Netice itibariyle Erzurum 1. idare mahkemesi projeye dair verilen ÇED gerekli değildir kararını iptal etti. Şimdi şirket maalesef ruhsat aldığı sahanın tümüne dönük bir bütün kümülatif ÇED raporu alması gerekirken, parça parça ruhsat sahalarını bölerek ÇED başvuruları yapmakta ve hukuka aykırı ÇED kararları almakta. İşte tam da bu hukuksuzluğa ÇED gerekli değildir hukuksuzluğuna 2016 yılında biz itiraz ederek yöre halkı adına dava açmış ve iptal kararı almıştık.”

“Projenin ikinci kapasite artışına ilişkin 2021 yılında verilen ÇED olumlu kararına karşı açılan iptal davasının 13 Nisan 2022 tarihinde keşfi icra edildi proje mevkiinde. ben de Türkiye Barolar Birliği kent ve çevre hukuku komisyonu üyesi sıfatıyla keşif ve gözlemci sıfatıyla katıldım. Orada hukuka aykırılıklar zaten gerek TMMOB vekilinin yetkilendirmesiyle gerekse de gözlemci sıfatıyla aktarmıştık. Nihayetinde Türkiye Barolar Birliği, İliç çöpler altın madenciliği projesine dair bir rapor hazırlayarak projenin hukuka aykırı olduğunu, Munzur ekosistemine zarar verdiğini ve projenin faaliyetlerinin durdurulması gerektiğini ifade etmişti.”

“Nitekim 2022 21 Haziran’ında altın madeninin bulunduğu sahada siyanür taşıyan borulardan biri patladı ve yirmi tona yakın siyanürlü solüsyon toprağa attı. 13 Şubat’a geldiğimizde de 13 Şubat 2024 tarihinde geldiğimizde de maalesef büyük bir facia yaşandı. Siyanür liçi yöntemiyle üretilen altından arta kalan atıkların maalesef depolandığı pasa sahasında büyük bir kayma meydana geldi ve nihayetinde orada çalışan işçilerin bir kısmı toprak kütlesi altında kaldı. Gerek akademisyenler, gerek çeşitli meslek odaları ve kuruluşları yaptıkları açıklamalarda sadece siyanür sülfürik asit gibi ağır kimyasalların değil başkaca ağır kimyasalların civa çinko arsenik asbest gibi ağır kimyasalların da toprağa suya ve havaya temas ettiğini, bunun ekosistem ve canlı yaşamını, insan ve çevre sağlığı açısından mümkün olmayacak zararlar ürettiği ve üreteceği belirtiliyor” şeklinde konuştu.

‘PROJENİN DURDURULMASI LAZIM’

Yaşam hakkının korunması, çevrenin korunması, ekosisteminin korunması yükümlülüğü bulguları nazara alınarak projenin derhal faaliyetlerinin sonlandırılması ve tamamen kapatılmasını talep ettiğini belirten Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre ve Kent Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Barış Yıldırım, şu şekilde konuştu:

“Şimdi şunu ifade etmek gerekiyor. Fırat Ekosistemi Munzur Eko Sistemi dünya ölçeğinde ekosistemler bu ekosistemlerin uluslararası sözleşmelere Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal mevzuatına göre korunması zorunluyken bu ekosistemlere ve insan çevre sağlığına zarar veren bu projede ısrar edilmesi hukuka aykırı. Anayasamızın 56. maddesi yine 2872 sayılı çevre kanununun birinci, üçüncü ve otuzuncu maddesi hükümlüleri uyarınca altının net olarak çiziyorum. Projenin derhal faaliyetlerinin durdurulması gerekiyor. Şimdi oradan Fırat Nehri’ne akarsu kaynaklarına ki Munzur havzası bir bütündür. Munzur havzasına ağır kimyasalların teması mümkün olmaz. Yani orada milyonlarca metreküp atık kaydı proje sahasına doğru. Bu atığın tümünün ağır kimyasalı içerdiği herkes tarafından bilim çevreleri tarafından biliniyor.”

“Bir an önce önlem değil, tedbir değil faaliyet durdurma kararı mevzuat hükümleri çerçevesinde verilmeli. Aksi halde dünyanın en önemli sistemlerinin başına gelen Munzur ekosistemini kaybederiz. Munzur ekosistemi Avrupa’nın herhangi bir ülkesinden çok daha fazla bitki türü içeriyor. Munzur eko sistemi dünyanın ilk milli parkı durumundaki Yellowstone Milli Parkı’ndaki Yellowstone Milli Parkı Munzur Vadisi Milli Parkı’nın takribi yirmi katı büyüklüğündedir Çok daha fazla ııı yaban hayatı ekolojisi türü içeriyor. Munzur vadisinin dünya kültürel ve doğa koruma mirası sözleşmesi hükümlerine göre dünya kültür binası listesinde yer alması gerekiyor. “

“Buna ilişkin akademik çevreler tarafından hazırlanan raporlar var. Hal böyleyken bu havzanın, bu Munzur havzasının Fırat Havzası’nın korunması stratejik olarak korunması gerekirken buna zuhur edilerek bu ağır kimyasallar içeren madencilik projesinde ısrar edilmesi hukuksuzdur, vicdana aykırıdır, bilime aykırıdır, adalete aykırıdır, hakkaniyete aykırıdır. Bunun altını özellikle biz çizmek istiyoruz. Yöre halkı uzun zamandır takip ediyoruz bu projeyi. Yöre halkı bölgede artık tarım faaliyetlerini yapamadığını, arıcılık yapamadığını, yörede yoğun kuş ölümlerinin meydana geldiğini, bazı doğumların anomalli olduğunu sıklıkla ifade ediyor ve su kaynaklarının kirlendiğini yörede pek çok insanda çeşitli hastalıklar baş gösterdiğini ifade ediyor. Anayasanın 17. maddesine göre yaşam hakkını korumak devletin temel görevlerinden bir tanesidir. Bu bakımdan yaşam hakkının korunması yükümlülüğü, çevrenin korunması yükümlülüğü, ekosisteminin korunması yükümlülüğü bulguları nazara alınarak projenin derhal faaliyetlerinin sonlandırılması ve manevi tamamen kapatılmasını talep ediyoruz.”

İliç’teki maden için ÇED iptal davası açan avukat Barış Yıldırım: Parça parça ÇED raporu alındı

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Munzur Press ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!