escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Munzur Press Haber Merkezi
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyaset
  4. Kimlikçi, kökenci siyaset ve sonuçları…

Kimlikçi, kökenci siyaset ve sonuçları…

featured
Kimlikçi, kökenci siyaset ve sonuçları…

Bazı konu ve kavramlar vardır; çok can yakarlar ancak pek fark edilmezler. Hatta çoğunlukla sempati toplarlar. “Kimlik”” gibi, etnik kimlik”” gibi, köken” gibi, “kökencilik” gibi… Bu masum gibi görünen ancak dehşet tıkayıcı olan kavramları irdelemek yerinde olur.  Yol alınmak isteniyorsa gereklidir bu…

Nedir kimlik? “Kimlik savaşları” ya da “kimlik çatışmaları” özgürleştirici midir? Kimliğe dayalı mücadeleler demokratik –sosyal sonuçlar yaratır mı? “Kürtlerin sorunu” çokça bahsedilen “kimlik sorunu” mudur? Dahası “Kimlik siyaseti” çağcıl mıdır? Etnik köken ya da kökenci duyarlılıklar çözüme katkı sunar mı? Kürt demokratik güçlerinin bugüne kadar yürüttüğü mücadele bir “kimlik mücadelesi” olarak tanımlanabilir mi? Etnik köken ya da kökenci siyaset neden tıkayıcıdır? Bu durum, demokratik ivmelenişi nasıl engeller?

Tüm bu sorulara doğru yanıtlar bulmalıyız. Konuyu birkaç bölümde ele almaya, kendimce yanıtlamaya çalışacağım. Sizler de görüş ve eleştiri ve önerilerinizle katkı sunabilirsiniz. Böylece kolektif bir çalışma yapmış oluruz. 

1. Bölüm:

Ulusal kimlikler daha çok bir “üst kimlik” özelliği taşır. Devlet sınırları içinde yaşayanları, ortak tarih kültür dil ve siyasi hedefler üzerinden birleştirir. Bunu da genellikle manipülasyon yoluyla yaparlar ve en yaygın biçimde “diğer kimlikler” üzerinde egemenlik kurarlar.

“Etnik kimlikler” ise ulusal kimliklere göre daha dar bir alan oluşturur. Soy, dil ve kültür özelliklerine dayalı toplulukları ifade eder. “Alt kimlik” olarak da anılırlar. Alt/etnik kimlikler egemen ulus kimliği içinde genellikle erime tehdidi yaşarlar ya da dramatik biçimde erirler.

Üst kimlikler, daha çok baskı ve asimilasyonla yol alır. Örneğin ulusçu üst kimlikler, bu yapılarıyla Kürtleri, her parçada bir kimlik ve aidiyet krizine (buna bunalım da diyebiliriz) sokmuştur. Tarihsel olarak böyledir.

Kimliksel “tanınma ve kendini tanıtma” gayreti, bir diğer ifadeyle “kimlik odaklı olmak” sosyokültürel ve ekonomik problemleri es geçme ya da önemsememe gibi sonuçlara yol açar. Bu yanılsama, “kimlik bunalımı”nı zamana yayarak derinleştirir, sert hamlelerle ileri taşır. Dahası kurtuluş meselesini garip biçimde “kimlik sorunu” na, “toprak sorunu”na, “devlet sorunu”na indirgeyerek doğrultuyu kaybeder.

Kabul etmeliyiz ki, Siyasal Kürtlerin önemli bir bölümü hala bu yanılsamayla yaşar. Böylece “kimlik”, “etnik kimlik” siyasal repertuvarlarının vazgeçilmez argümanı olur.

“Kürt”, “Kürtlük” bir kimlik değildir; kökendir. Kimlik ile köken ya da kökencilik ayrı şeylerdir. Kimlik; toplumsal evrim içinde genellikle politik, entelektüel ve kültürel form olarak şekillenir. Bireyin fizyolojik, psikolojik, kültürel siyasal ve ekonomik faaliyetleriyle biçimlenir. Değişir, farklılıklar gösterir. Ancak “köken” değişmez.

Kökencilik ise, Soy’la, ırkla ilgilidir.  Bu anlamda faşizandır. Türk, Kürt, Arap, Yahudi fark ermez; milliyetçilik, ırkçılık, şovenizm bu kökenci (ya da etnik kökenci) zihniyetten beslenir. Birey ve sosyal grupların oturduğu zemini provoke eder.

Kökenci anlayış, Ulusun doğal ve mutlak egemen bir yapı olduğu olgusuna sığınır. “Milli birlik”, “ortak soy”, “dil” ve “din”, kolektif aidiyetler oluşturarak “Biz duygu”sunu oluşturur. Ancak “Biz” varsa “Siz” ya da “Onlar” da var demektir. Ötekiliği yaratan düalist akıldır; yalıtılmış “Biz” olgusudur.

Kimlik siyaseti bu bağlamda birleştirici değil ayrıştırıcıdır. Diyalog, yakınlaşma, empati gibi pozitif davranışları kırarak çözüm alanını fena halde daraltır. Karşıtlığa çağrı yapar. Çözüm meselesinin bu kadar dal-budak sarmasının nedeni de kimlikçi siyasettir.

Kürtlerin belli bir aşamaya kadar kimlikçi bir yol izlemiş olmasının “inkâr” gibi, zorunlu/kabul edilebilir nedenleri olmuş olabilir. Ancak bugün aynı nedenlere sığınılamaz. Bu bağlamda kimlik siyaseti, siyasal gericiliktir. Çözüme hizmet etmediği gibi demokratik toplum ve sosyalizmle ülküsüyle de bağdaşmaz.

Evet, “Kimlik siyaseti” politik güçlere belli “avantajlar” sağlar. Bireyin kendi farklılığını oluşturan özelliklerin bilincine varması onda “ayrıcalıklı kimlik” hissini yaratır. Bu hissiyat, bir yandansiyaset erkine tabi oluşunu kolaylaştırırken öte yandan, hızla kamusal alana taşıyarak yıkıcı, ırkçı roller oynamasını sağlar. 

Dahası, “Biz” ve “Onlar” ayrımını önyargılarla keskinleştirir. Karşıt kimlikleri kışkırtma yoluyla güçlendirir. Toplumsal barış ve çözüm arayışlarını bozar ya da zorlaştırır.

Daha da önemlisi, kimlikçi siyaset, yarattığı ulusçu, devletçi motivasyonla “emeğin ve sömürünün üzerini örten bir aparat” görevi görür. Sınıf çelişkilerini, cinsiyetçi dayatmaları öteler. Ulusalcı ya da Ulusal kimlikçi referanslar hayatın gündelik sorunlarını ıskalar. Sosyal gruplara ve bunların yaşadığı baskı, sömürü, ihmal, dışlanmışlık gibi sorunlara pek ilgi duymaz.

Dahası Ulusal suç ve kötülükleri “kimlik” adına tolere edip aklar. Öfkeyi ötekine yönlendirir. Merkez dışı yapıların sınıfsal, toplumsal çıkar ve taleplerini unutturur. Açlığı, yokluğu, yoksulluğu “ulusal gurur” ritüelleriyle telafi eder. Ekonomik talepleri korumacı içgüdülerle bastırır. Böylece birey ve toplumu “Güvenlikçi siyasete” angaje eder. Kimlik, her durumda simgelere, sembollere, liderlere kutsiyet atfederek yüceltir. Kimlikçi siyaset kesinlikle ve bütünen anti sosyaldir. Ulusçu kimliklerin ve kimlik siyasetinin olduğu yerde sosyal, kültürel, ruhsal ve düşünsel gelişmeler yaşanmaz. Toplum da tıpkı talepleri gibi dondurulur.

Sonuç olarak kimlik, “köken” ya da “genetik” ile ilgili değildir. Dolayısıyla “Kürt kimliği” ne yüklenen bu kökenci ifade, kavramsal anlam ve biçim olarak yanlıştır.

2. Bölüm:

“Etnik köken” duygularla ya da tercihlerle ilgili bir husus değildir. Mesela etnik kökeninizi değiştiremezsiniz. Kendini Türk saymakla Türk, Kürt saymakla Kürt, Arap saymakla da Arap olamazsınız. Etnik köken olarak neysen osun.  Kimlik ise biyolojik sürecin ürünü değildir, bir tercih/seçim sorunudur. Değişebilir. Bu bağlamda sosyal kimlikler ulus/devlet gibi üst kimliklerden ayrışırlar. Sosyal artı kültürel kimlikler bireyin aidiyet hissettiği gruplarla ya da kültürel yapılarla geliştirdiği ilişkilerle şekillenir.

Türkiye’deki Politik saha sorunu, “etnik köken” meselesi değildir. Etnik kökeni sorunlaştıran şey, kökenci anlayış ve buna dayalı “Türklük”, “Türkçülük” gibi politik normlardır. Kökenci bir duyarlılık geliştirmek; bunu egemen forma sokup, bir bireye, ulusa, sınıfa, etnik kökene dayatmaktır; asıl mesele. Kökenci ezber ve argümanlar oluşturarak ötekine dayatmak, toplumsal-siyasal sorunların kaynağını oluşturur.

Oysa ulusçu, kökenci yapılar da tıpkı aşiret gibi, klan-kabile gibidir. Onların güncelleniş biçimidir. Felsefi anlamda da siyasal anlamda da kültürel anlamda da aşılmıştır. Kimlikçi, etnik kökenci uyarıların insana ve insanlığın evrensel değerlerine bundan böyle katabileceği bir şey yoktur.

Evet Kimlikler yadsınamaz. Etnik kimlik, Sınıfsal kimlik, cinsel kimlik, kültürel kimlik. Belli bir sosyal dokusu, kültürel dokusu olan her kimlik meşrudur. Ezilen yoksanan inkara, kırıma uğrayan her kimliğin var olma çabası meşrudur.  Buraya kadar sorun yoktur. Ancak önceki bölümde de belirttiğim gibi, Kimlikçilik ya da kimlik(çi) siyaseti, köken, etnik köken gibi olgulara dayalı aidiyet ve bu aidiyetin hedefe oturttuğu “ötekilik” üzerine kurulu devlet, ulus, örgüt, siyaset gibi “varlık” lar olarak gelişir.

Çağın değeri değil, temel problemlerinden biridir. Kimlikler kendi varlıkları önceleyip yücelttikçe diğerlerini aşağılayarak kendi önceliğinin problemi haline getirir. Böylece savaşlar da en ilkel savaşlara yani kimlik, politik kimlik ve etnik köken savaşlarına dönüşür. Gurur ve övünç kaynağı haline getirilmiş her kimlikçi savaş ya da mücadele, her adım ve girişim sadece ötekiliği büyütür.

Milli, etnik kimlikler, dinsel kimlikler, cinsel, kurumsal, sınıfsal ya da ulusal kimliklerin tümü bu bağlamda bizi kendine çeker ve bir tür ruhsal, duygusal egemenlik kurar. Bu durum birey ya da toplum olarak her birimizin “kimlik kuşatması” altında olduğunu gösterir.

Her kimlik, düalist bir yol izler. Diğerini “kötü”, “karşıt”, “düşman”, “anormal”, “akıldışı”, “ilkel” görerek ve sayarak kendini var eder. Kendini, “Ötekilik” üzerine kurar. 

Kimlikleri basamaklamak, bir diğerine göre daha önemli ya da önemsiz görmek kategorik düşünce tarzından, düalist akıldan gelir. Tarihsel, ruhsal arka planlardan beslenir. Bu da kimlikçiliği (iç grup) kışkırtır. Birey uzantısı olarak gördüğü “iç grup”u yüceltir. Böylece “pozitif seçkincilik” eğilimi oluşur. Pozitif seçkincilik, ötekinin gözünde pozitif olumlu algılanma, üst değer olarak kabul görme özel sayılma isteğine dayanır. Hakimkimlik ve kültürlerin alışkanlığıdır bu…

Kimlik (grup) çatışmasının yarattığı tribalizm ya da tribal kültür, iç kimliği yüceltir. Yaşadığımız coğrafyada olduğu gibi, “Statüsünü en iyi duruma getirmeyi amaçlar; bunu yaparken “dış grup”ları (kimlikleri) ezer. Ezme eylemini kabul edilebilir olarak görür.” Uzak ya da yakın tarih aralıklarında yaşanan kültürel, kimliksel soykırımların “kabul görülmesi”, “olağan” sayılması gibi…

Bu tavrın kökenine iki önemli şey vardır.  Birincisi etnik köktenciliğin oluşturduğu politik güç olgusudur. İkincisi ise, linç arzusudur.

Kimlikler sürekli dış düşmanlar, karşıtlar yaratır. Kimlik siyaseti ötekilik üzerinden büyür. Bu kimliklerin oluşturduğu toplum ve uluslar da Connolly’in dediği gibi, “bir düşman dışında hiçbir şeyleri olmayan” insanların oluşturduğu topluluklardır. Türk ya da Kürt ya da Arap fark etmez yarattığımız “düşman” dışında neyimiz var? Sorgulamalıyız. “Düşman” ya da “düşmanlık” olgusu ise yarattığı ideolojik, psikolojik ve sosyolojik zeminde ötekine alan bırakmaz. Böylece olası köprüleri de tribalist gayretler ve kahramanlık türküleri eşliğinde havaya uçurur.

Sorunlar ulus devlet, etnik-ulus aidiyetleri üzerinden çözülmeyecek kadar ağırdır.  Ağır olduğu kadar da küreselleşmiştir.

Peki ne yapmalıyız? Örneğin, tüm kimlikleri reddederek, kimliksizleşmeli miyiz? Ya da var mı başka alternatifler?

3. Bölüm:

Kimlik siyaseti, evrensel olanı engeller. Enternasyonalizmi, dünyalı olmayı olanaksız kılar. Sosyalizmi, demokratik ulus ya da toplum arayışını tıkar.

Öteki olmayan ya da ötekine kimlik dayatmayan, etnik kimlik üzerinden değerlendirmeyen, farklılıkları cezalandırma yoluna gitmeyen; ötekine özen gösteren, zenginlik sayan demokratik bir akıl ve siyaset gelişmelidir.

Demokratikleşme, ulusal ölçekten uluslararası ölçeğe taşınmadıkça sınıfçı/ulusçu kimliklerin yarattığı ötekilik de aşılmayacaktır.  Sosyal kimlikleri anlamak ve tanımak elbette gereklidir. Bunun için “iç grup”culuğu yani kimlikçi refleksleri aşmak gerekir. Sosyal kimlikler erimeyebilirler ancak uyumlanmaları ve ötekini özgür parçası olarak görmesi gerekir.

Uygarlık özellikle de demokratik uygarlık “biyolojik sınırlarımızın dışına çıkarak” evrimleşmemizi sağlar. Bu anlamda “mutlak sadakat” ve “var olan” da ısrar etmek karşıtlığı keskinleştirir.

Tribalizm de budur zaten. Tribalizm, birey ya da grubun ait olduğu topluluğa mutlak sadakat göstermesidir. “Biz” ve “Onlar”ın zihinsel olarak keskinleştirilmesidir. Modern zamanda milliyetçilik, taraftarlık, partizanlık, cemaatçiliktir.

Demokratik bir yapı böyle ele alınabilir mi? Bir cemaat, bir taraftarlık, partizanlık anlayışıyla değerlendirilebilir mi? Elbette hayır.

Somutlarsak: Kürtler, kimlik ve kimlik eksenli siyaset dönemini aşmıştır. Kimlikçilik daha fazla bir şey vermez. Kürtler, kimlikasel varlık ve varlığı kabullendirme aşamasından- demokratik özgür toplum aşamasına geçmiştir. Artık mağduru oynayamaz. Söylem ve siyaseti dramatize edemez.  Bu bağlamda kimlik odaklı siyaset ve argümanlar yeni dönemin tarzı, değeri, argümanları olamaz.

Bir yapı salt kimlikçi yaklaşımlarla sosyalize de olamaz. Evrensel kimlik taşıyamaz.

Her ifadenin başına Türk koymak, Kürt koymak her söze bu kavramlarla başlamak hak ve özgürlükleri genişletemez. Daha doğrusu demokratik özgürlükçü sonuçlar yaratmaz. Ortak kültür ve değerler oluşturmaz. Bu olmadan da hak ve özgürlükler gelişmez.

Bir: Kimlik siyaseti, Kürt demokratik güçlerini çevre, sağlık, işsizlik, pahalılık, şiddet, istismar, adaletsizlik gibi temel toplumsal sorunlardan hayli uzaklaştırmıştır.
İki: DEM ve sivil toplum kurumları da dahil, Kürt ve Kürdistani tüm yapıların tümü kimlikçidir.
Üç: Her biri Kimlikçi duyarlılık içindedir ve bu özellikleriyle ikinci aşamaya yani, kimlikçilikten- demokratik özgürlükçü aşamaya geçiş yapmış değillerdir. Bundan hareketle tüm bu yapıların düşünsel ve siyasal anlayış olarak tasfiye olması gerekir.
Dört: Kimlik siyasetinin sonuna gelmiştir. Unutulmamalı ki kimlikler, aidiyetleri de problemli hale getirir, diyalogları zorlaştırır. Aidiyetiniz nedir? Etnik kimliğiniz midir yoksa sosyal kimliğiniz midir? Sosyal kimliğinizin zorunladığı hak ve özgürlükler midir?

Kimliğe dayalı aidiyetler değişmelidir. Birey ya da bir topluluğu (toplumu) belirleyen ulus ya da etnik köken aidiyeti değil, politik, sosyal, kültürel haklar bağlamında oluşturduğu aidiyettir.  Etnik kimliğe değil, temel demokratik değerlere dayalı aidiyetler gelişmelidir.

Birey ve siyasal akıl ancak böylece kimlik odaklılıktan toplum odaklı duyarlılığa geçiş yapabilir.

Kimlikçi, kökenci siyaset ve sonuçları…
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir