Resmî kayıtlarda Tunceli, halkın dilinde Dersim.
Bu iki ad arasındaki mesafe yalnızca bir kelime farkı değil; bir kimlik, bir aidiyet, bir tarih yüküdür. Devlet dairelerinde “Tunceli”, sokakta “Dersim”! Bir şehir, iki isimle yaşıyor — ve şimdi bu ikilik yalnızca dilde değil, yönetim sisteminde de hissediliyor.
Biz Dersim–Tunceli ikilemine girmeden, yazının konusu bağlamında “Munzur Şehri” diyelim. (Adını nehirden alan şehir!)
“Munzur Şehri“ne 28 Mayıs 2025’te kayyum olarak atanan Vali Şefik Aygöl, kısa sürede gözle görülür bir çalışma temposu oluşturdu. Beş ayda 166 proje için 749 milyon 632 bin TL harcama yapıldı. Bu, son beş yılın toplam yatırım hacminin neredeyse yarısına denk geliyor.
Aygöl’ün “Vatandaşımız her türlü güzelliğe layıktır” anlayışı, şehirde uzun süredir görülmeyen bir hareketlilikle sürüyor.
Gayet gayretli, heyecanlı ve tempolu bir çaba içinde Sayın Aygöl. Bir yönetici olarak halkın takdirini ve sevgisini topluyor.

Hizmette Hız, Kararlarda Merkezîlik
Aygöl’ün yönetim tarzı yüksek tempo ve hızlı karar alma üzerine kurulu. Devletin gücü ile yerelin gücünü tek elde birleştirerek kente; tarımdan turizme, altyapıdan sosyal-kültürel projelere, spordan ev ziyaretlerine kadar her alanda bir çalışma yürütülüyor.
Bazı örnekler:
- Burmageçit’te sıcak asfalt serimi tamamlanmak üzere.
- Atatürk Mahallesi’nde yeni konut projeleri başlıyor.
- Sağlıkta onkoloji birimi hizmete açıldı.
- Pülümür ve Pertek’teki sulama tesisleri, tarım alanlarını modernleştirme hedefi taşıyor.
- Turizm alanında yeni projeler harekete geçiriliyor.
- Spor etkinlikleri destekleniyor.
- Kültür sanat etkinlikleri düzenleniyor.
Vs. vs…
Aygöl’ün sosyal medya üzerinden yürüttüğü iletişim dili de dikkat çekici. “Can Cana Tunceli” sloganı, şehirde pozitif bir atmosfer yaratıyor. Bu çabalar, halkın uzun süredir eksik gördüğü bir alanı dolduruyor: görünür kamu hizmeti.
Ancak, Projelerin planlama aşamasında yerel temsil, merkezi hükümetin kayyum politikasından kaynaklı olarak oldukça sınırlı oluyor. Aygöl, belediye meclisi yerine, belediye bünyesinde görev yapan müdürlerle karar almayı tercih ediyor. Bu da merkezileşmeyi tetikliyor ve yatırımların halk ve katılım yanının eksik kalmasına neden oluyor.

Kayyum Politikası ve Yerel Açmaz
Kayyum politikası yalnızca bir idari düzenleme değil; yerelde temsiliyetin sınırlandığı bir yönetim biçimidir. Belediye meclislerinin, sivil örgütlerin karar süreçlerinden dışlanması; yerel demokrasinin damarlarını zayıflatıyor.
Hizmetin hızlandığı ama halkın karar alma sürecinden koptuğu bir denklem doğuyor. Bu, uzun vadede halkın kendi kentine yabancılaşmasına neden oluyor. Halkın “yönetilen” değil, “yönetenin ortağı” olduğu anlayış zedeleniyor.
“Munzur Şehri” gibi siyasal bilinci yüksek bir şehirde bu durum, yalnızca yönetimsel değil, sosyolojik bir gerilim de yaratıyor: Devletin hizmet eli güçlenirken, yurttaşın söz hakkı zayıflıyor. Hizmet ile demokrasi arasındaki bu çelişkili denge, “Munzur Şehri”nde sessiz ama derin bir tartışmayı tetikliyor.
Aygöl, ne kadar çaba gösterirse göstersin; yerelle güçlü bir diyalog geliştirmediği, karar süreçlerine halkı ve yerel kurumları ortak etmediği sürece bu çaba hep eksik kalır. Çünkü katılım olmadan yapılan her hizmet, tek ayak üzerinde durur hem gölgede kalır hem de şüpheyle karşılanır.

Bir Halk Kamu Yöneticisinden Ne İster?
Adil olsun, herkese eşit davransın.
Şeffaf olsun; gizli kapaklı işler yapmasın.
Liyakate önem versin; yandaş değil, ehil insanlarla çalışsın.
Sorumluluk bilincinde olsun; hatasını saklamasın, üstlensin.
Siyaset yapmasın; kamu hizmetini parti çıkarlarına değil, halkın yararına yürütsün.
Hesap verebilir olsun; kararların sonucunu açıklasın.
İnsanca davransın; kibir değil, akıl ve vicdanla yönetsin.
Doğayı, emeği ve toplumsal barışı korusun.
Bunların birçoğunun Sayın Aygöl’de olduğu görülüyor. Merkezi politikalardan kaynaklı sorunlardan ötürü Vali ve Belediye Başkan Vekili (Kayyum) olarak görev yapan Sayın Aygöl’ü doğrudan eleştirmek haksızlık olur.
Sonuç: İki Ad, İki Ses, Bir Gerçek
“Munzur Şehri” gibi politik duyarlılığı yüksek bir şehirde bu yeni yönetişim dili hem ilgiyle hem temkinle izleniyor. Hizmetler memnuniyet yaratıyor; ama kentteki diyalog eksikliği hissediliyor.
Bu sadece merkezi veya yerel hükümetin kayyum politikalarından değil; aynı zamanda DEM, CHP ve diğer siyasi parti ve STK’ların yerel politik tercihlerinin sonuçlarından kaynaklanıyor. Yerelin acil sorunları politik kaygıların gölgesinde kalmamalı.
Umarız ülkedeki politik gelişmeler yerele de yansır ve bu eksiklikler giderilir.
Bir şehrin iki adı, iki sesi, bir gerçeği var: Sorunların çözümü “can cana” olmayı zorunlu kılıyor.
