Mihrican Günü: Komagene’de Bir Bayram Sabahı
Komagene’de bir bayram günü. Mihrican, yedinci güneş ayının on altıncı günü başlayıp yirmi birinci gününe kadar altı gün devam eder. Mevsim yazdı. Hava güzeldi. Güzel bir gündü. Gökyüzü pırıl pırıldı. Milattan önce otuz altıncı yılın temmuz ayının on altısında Antikos, vatandaşlarını Mihrican’a davet etti.
Kral Antikos, Kraliçe İsias, Prens Mitra, komutanlar, rahip ve rahibeler, Komagene’yi temsil eden kadınlar ve Komagene adındaki kadın ile Antikos’un “arkadaşlarım” dediği sanatkârlar, komutanlar ve müzisyenler, vatandaşlar anıt mezarın açılışına davet edildiler.
Ben ile arkadaşım Abuzer ve Abdurrahman, Mihrican’ın olacağı gün bölgede olmamızı fırsat bilip katılma kararı aldık. Mihrican, Beli Dağı üzerinde inşa edilen anıt mezarın açılışı için yapılacaktı. Mihrican’ın olduğu gün Antikos’un taç giydiği gündü. Davetliler Arsemia’da toplandı.
Biz üç arkadaş Mitra heykeli önünde niyaz ederken, Komagene Vadisi’nin güzel manzarasını zevkle seyrettik.
Kervan Yolda: Beli Dağı’na Yolculuk
Herkes at, katır ve eşeklere binip gece yarısı Beli Dağı yoluna girdi. Önümüzde dört saatlik yol vardı. Abuzer arkadaşımız bizim için kendi köyü Keferme’den üç katır getirmişti. Biz de katırlara binip kervana katıldık.
Kervan yürürken müzisyenler sazlı sözlü, “şox û şeng” havasında yürüyüşe başladı. Önde Antikos ve ailesi, arkada hiyerarşiye göre katılanlar takip ediyordu. İki bin metre yükseklikteki Beli Dağı’na tırmanış başladı.
Yabani kuşlar yuvalarından fırlayarak gökyüzünü renklendiriyordu. Yabani keçiler sarp kayalar üzerinde kervanı temaşa ediyordu. Yol üzerinde Horik köyünde mola verildi. Bir saat kadar Horik’te kaldıktan sonra yola devam edildi.
Güneş doğmadan anıt mezarın doğu terasında güneşin doğuşu beklendi.
Güneşin Doğuşu ve Antikos’un Vasiyeti
Beli Dağı Mag’ların ilahi sesleriyle inledi. Herkes sağ elini kalbinin üzerine koyup, başını hafif öne eğip güneşin doğuşunu heyecanla bekledi. Güneşin ilk ışıkları görünür görünmez ilahi sesler yükseldi.
Ben, Abuzer ve Abdurrahman yükseklerde, beyaz bulutlar arasında olup biteni zevkle izliyorduk. Antikos, doğu terasındaki heykellerin önünde durdu. Sağında Prens Mitrades, solunda Kraliçe İsias, arkasında Mag’lar, aşiret reisleri, komutanlar ve arkadaşları Phliolar yer aldı.
Üzerinde durduğu yüksek yerden tarihi bir konuşma ile halka hitap etti. Büyük tanrı Zervan’ın Aryan halkına tavsiyelerini halka aktararak dedi ki;
“Dünyada çok olun, yaşayın ve yaşlanın, zaman ve bilim sizindir, öldükten sonra yeni bir yaşam için hazır olun. Zervan sizin çoğalmanızı isterdi. İyi bir yaşam sürdürmenizi, uyanık olmanızı, kendinizi tanımanızı ve cihanı, kâinatı izlemenizi isterdi.”
Ben de diyorum ki;
“Siz ne kadar kendi başınıza bağımsız yaşarsanız, ne kadar ocağınızda ışık yükselirse, bacanızdan duman tüterse keyfim yerine gelir. Ocağınızın ateşi ne kadar gür olursa keyfim yerine gelir. Öküzleriniz ne kadar güçlü olursa, bağ ve bahçeleriniz bereketli olursa, üzüm ve nar bahçeleriniz bereketli olursa, çocuklarınız ne kadar akıllı ve güçlü olursa, çocuklarınızın karnı tok olursa, ekinleriniz bereketli olursa keyfim yerine gelir.”
Dedi ki, Ahura Mazda diyor ki;
“Cahiller benim ışığıma erişmez.”
Mitra diyor ki;
“Eğer siz kötülük karşısında mücadele ederseniz Ahura Mazda’ya erişirsiniz.”
Zerdeşt diyor ki;
“Aryan halkının birliği her şeyden önemlidir. Her türlü hikmet doğanın içindedir. Başka yerde hikmet aramayın.”
Konuşmasını Zerdeşt’in o önemli sözü ile sürdürdü:
“İyi düşünün, iyi konuşun ve iyi yapın.”
Bu söz bugün Alevilerin; “Eline, beline, diline sahip çık” sözü ile Zerdeşt’in o sözünü hatırlatıyor. Bu konuşmadan sonra halkına son vasiyetini yaptı. Sonradan bu vasiyetini anıt mezarındaki heykellerin üzerine yerleştirildiği taş kaide üzerine yazdırmıştı.
Şölen, Müzik ve Güneşin Batışı
Gün batıya doğru döndü. Şölene katılanlar bu kez batı terasına yöneldi. Antikos’un hamisi olduğu müzisyenlerin sazlı sözlü müziği eşliğinde yemekler yendi, içkiler içildi, oyunlar oynandı.
Kahta’nın Bizîrîn köyünde yaşayan müzisyenlerle yakından ilgilendi. Müzisyenler için özel vasiyeti vardı. Vasiyetini anıt mezarın taşları üzerine yazdırmıştı. Vasiyetinde müzisyenleri halkı eğlendirme ile görevlendirmişti. Halkın her türlü düğün, dernek ve şölenlerine mazeretsiz katılmalarını emretmişti.
Müzisyenlerin geçimi için kurduğu vakfın gelirini onlara vakfetmişti. Müzisyenlerin bu geleneği günümüze kadar aralıksız devam ediyor. Yakın zamanda aramızdan ayrılan bu ailenin büyüğü Şêxê Elî Uso’nun çocukları ve torunları, iki bin yıl önce Antikos’un vasiyetini bugün de sürdürüyorlar.
Antikos tek tek misafirlerin sofralarını ziyaret ederek hal hatır sordu, yemek yenilen tabakların iade edilmesini tavsiye etti. Çünkü daha önce krallığın halka verdiği ziyafetlerde misafirler, içinde yemek yedikleri altın ve gümüş tabakları iade etmeyip evlerine götürürlerdi.
Güneş batmak üzereyken herkes güneşe dönerek niyazda bulundu, Mihrican alanından evlerine dönüldü.
Hikâyemiz başka bir konu ile devam edecek.
