Erdoğan Yalgın

“Kuyu, Göl, Okyanus” yada “Yazı, Kitap, Ansiklopedi”

featured

Kuyu: dardır ve derindir. Kuyu kazmak ve hele hele kuyuyu iğneyle kazmak büyük ustalık gerektirir. İğneyle kuyu kazmak, nadaslınmış bir sabır gerektirir.  Bu iş herkesin harcı değildir. Kuyuyu kazmak ve kuyudan saf su çıkarmak, büyük bir marifet ister. Kuyu, düşünceye yansıyan “ilk sözlerin bir araya getirilmesi” gibidir. İlk sözlerin cümlelere ve o cümlelerin de yazıya dökülmesi kolay bir iş değildir. Kuyu ilk sözdür. Şiirdir, hikayedir, mektuptur, antlaşma metnidir, mitik bir düştür. İşte bu ilk sözleri bir araya getirenler ve onu cümlelerle yazıya dökenler, suyu arayan mükemmel kuyucudurlar.

Onlar, yazı ile insanlığın uygarlığını başlatanlardır. Onlar ilk yazıyı, yaptıkları kil tabletlere kazanlardır. Onlar; Aşağı Mezopotamya’da kendilerini kanıtlayan Sümerlerdir. Babillerdir, Asurlardır. Sonra Yukarı Mezopotamya’da ve Anadolu’daki Hurilerdir, Urartularalardır, Hititlerdir.  Bu yapılan iş sadece yazıyı bulmak ve yazmakla ilgilidir. Stellere, kayalara, mağara duvarlarına kazılan ilk yazılar, kuyudan su çekmektir. Bu, yer altındaki su dehlizlerini ahenkle yer yüzüne çıkarmaktır.

Harfleri bulmak, yazıyla tabletlere geçirmek ve tarihe miras bırakmak, insanlık tarihinin en değerli buluşudur. Dar ve derin bir kuyuyu kazmak ve saf suyu çıkarmakla bu eş değerdir. Kuyu yazıdır. İlk sözdür.  Şiirdir, hikayedir, mektuptur, antlaşma metnidir ve mitik bir düştür. Bütün bunlar ruha iyi gelendir. İlk buluştur. İnsanlığın susuzluktan kurutuşudur.

Göl; geniş ve sakindir. Derelerin, nehirlerin, tatlı ve tuzlu kaynak sularının farklı bölgelerden, değişik seslerle ve dinginlikle akarak, gelip bir engin vadide birleştiği yerdir. Göl, azgın suların biriktiği, bir arada karışarak yeni bir sentezin ortaya çıkarıldığı köpüklerin buhar olduğu bir duraktır.  Göl, geniş havzaları dolduran durgun su kütlelerinin sakinleştiği, dinginleştiği birer mağrur su yataklarıdır. Gölün, bir de gözle görülmeyen alttan kaynayan su gözeleri vardır ki; gölün ömrünü uzatandır.

Göl sakindir ve geniştir. Bu bakımdan göl, sözlerin oluşturduğu cümlelerle örülmüş, çoklu paragrafların alt alta dizilmiş, içerisinde anlam ve kuramsal kavramların baş kaldırdığı yığınla sayfalar dolusu kitaplardır. Göl kitaptır. Okundukça sürükleyen, sürükledikçe yeni fikirleri ateşleyen ve yeni havzalara yeni kaynak suları taşıyandır. Göl kitaptır. Kitap gölün ortasıdır. Kitabın ortasından konuşmak, göle küçük bir taş atmaktır. Göle atılan bir küçük taşın, küçükten büyüğe oluşturduğu derin dalgalarla kıyıya vuran fikirlerinin toprakla birleşmesidir. Kitaplar geniş ve sakindir. İçeriği şiirdir, romandır, tarihtir, felsefedir. Fiziktir, Matematiktir. Kutsal metinlerdir, anayasalardır. Velhasıl-ı kelam başlı başına gizemli bir Hayat bilgisidir.

Okyanus; Kuyudan derin ve Gölden geniştir. Kuyudan derinliğini, gölden genişliğini alan Okyanuslar; o okyanuslar var ya, sınırsızdır! Uçsuz bucaksızdır. Okyanuslar; denizdir, deryadır ve ummandır. O, ana karaları biri birinden ayırandır. O, istediği noktada suları birbirine bazen sessizce ve bazen de çılgınca  karıştırandır. Dünyamızın üçte ikisi sudur. Ve fakat Yerkürede bulunan suyun % 97.5’i okyanuslarda bulunan tuzlu sulardan oluşmaktadır. Kokmayan tuz, insanın doğal kokusudur.  Tuz Xo’dur. Xwa’dır. Bizatihi insanın kendisidir. Yani Su hayattır. “İlk önce su vardı” felsefi sözü, kanımca doğrudur. 

Dünyayı saran Okyanusların kendine özgü isimleri, memleketleri ve her birinin bilinemeyen derin, ince gizemli manaları vardır. Pasifik, Atlantik, Hint, Güney (Antarktika) ve Kuzey Kutbu okyanusları bunlardan sadece bir kaçıdır. Okyanuslar, bir bilinmezlik yumağıdır. Onların sırrına nail olmak öyle kolay bir iş değildir. Zira o işi bilen ve icra edenlere “deryayı allame” demişlerdir.  Öyle ya “Deryayı allame” olmak, her zekaya nasip olmamıştır. Zira bu serüven, deryalar gibi derin ve geniş bir bilgiye sahip olmakla başlamaktadır. Okyanuslar, derin ve geniştir. Uçsuz ve bucaksızdır.

Çok ilginçtir; Hak Yol Aleviliğinde “ana rahmi;” ilgili edebi metinlerde hep “bir deryaya, ummana, okyanusa” benzetilmiştir. Öyle ya, Ana rahimindeki ceninin içinde bulunduğu hak dünyasının içi sularla kaplıdır. Orası da uçsuz-bucaksız yuvarlak bir dünyadır. Bir sonsuz evrendir. Bu müthiş bir metafordur.

Evet biz tekrar ana konumuza, Okyanusa dönelim. “Okyanus kuyu gibi derin ve Göl gibi geniştir. Uçsuz-bucaksızdır” sözümüzü, burada tekrar edelim.  Ne demiştik: Kuyu ilk sözdür, yazıdır. Şiirdir cümledir. Göl; Metinlerin birleşiminden, ortak fikirden açığa çıkarılan sakin dalgalı bir kitaplardır. Okyanus ise o kitapların birleşiminden vücuda getirilmiş “devasa bilgilerin” en kapsamlı, kalın kitabıdır. Okyanus, Ansiklopedisidir. Evet Okyanuslar, birer Ansiklopedidir.

Ansiklopediler kendi bünyesinde kuyuları, gölleri, denizleri, deryaları birleştirir. Onları  ahenk içerisinde bir arada var eder. Belki Kuyular kapanır, Göller kurur ama lakin Okyanuslar hep çoğalarak, büyüyerek derin yaşantısını sürdürürler.

Evet, Alevilerin Kuyuları oldu. Güzel şiirleri, öyküleri romanları yazıldı. Bu yazılanlar zaman içerisinde Göllere dönüştü. Göller kitaplaştı. Çoğaldı. Engin dalgalarla-düşüncelerle kıyalara vurdu. Toprakla birleşti, ürün verdi nebata dönüştü. Kıyısındaki toprağa can verdi. Alevilerin bir tek Okyanusları yok. Yani Ansiklopedileri! İçerisinde kuyuları, gölleri, denizleri, deryaları nehirleri birleştirecek, onları uyum içerisinde her dilde vücuda getirecek Okyanusları, yani Ansiklopedileri yok. Artık Alevilerin bir Okyanusu olmalı. Olsun!

Şimdi sırada derin ve uçsuz-bucaksız Okyanuslara açılmanın zamanı. Okyanuslarda yeni canlıları keşfetmenin tam da kıyısındayız. Okyanuslarda “deniz feneri” olmanın aydınlatıcı ümidini yaşamalıyız. Okyanuslara rıhtım olmalıyız. Okyanuslarda süzülerek yol alan dev gemilerin dümeni, dalgalanan yelkeni, kaptanı, tayfası olmalıyız. Okyanusların kıyıları, rıhtımları olmalıyız.

Diasporada, Avrupa’da, Almanya merkezli faaliyetlerine başlayan “Rızaşehri Akademisi” nin başlattığı “Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor” kampanyasına gönül gözüyle, can kulağıyla katılmalıyız. Büyük bir gayretle örmeliyiz, bu ansiklopedinin sayfalarını. Hiçbir kaygı ve kıskançlık duygusuna kapılmadan, hep beraber okyanuslara açıklamlıyız.

Alevi Okyanusuna-Ansiklopedisine söz taşımalıyız. Öyle sıradan söylenmiş sözler değil ha! İnciden işlenmiş sözler taşımalıyız. Şiirler, hikayeler, mitik anlatılar taşımalıyız. İnancımızın felsefesini, tarihini, coğrafyasını, dilini, kültürel değerlerini taşımalıyız. Bu ansiklopedi ’de her Canın bir sözü olmalı. Bir cümlesi, bir makalesi, bir düşüncesi olmalı. Bu ansiklopedi ‘de her Canın bir parça lokması, bir avuç suyu, ateşten bir çıralığı olmalı. Bu ansiklopedi ‘de her Canın bir tezenesi, içten söylenmiş bir kılamı, bir haykırışı olmalı. Bu ansiklopedi ‘de her Canın bir deste çiçeği, pervaz dönen kelebeği, süreklerin süreği olmalı. Hep beraber; Kuyudan göle, Gölden okyanusa ve Okyanustan da Alevi Ansiklopedisine doğru bir yol almalıyız. Artık “Tezgah üstü söz söylemeliyiz. Güllerimizi güllerle peylemeliyiz.” Yazın alanında geleceğimiz için yeni bir hat çizmeliyiz. Hazır mısınız? Var mısınız?

Hak ile kalın! Bilgelikte kalın!

“Kuyu, Göl, Okyanus” yada “Yazı, Kitap, Ansiklopedi”

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Munzur Press ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!