Delil Karakoçan

Seçim sonuçları üzerine: Seçmen davranışının kendiliğindenci hali…

featured
Seçim sonuçları üzerine: Seçmen davranışının kendiliğindenci hali

31 Mart 2024 seçimlerinde AKP’nin kısmi bir kayıp yaşadığını; iktidar olanaklarına rağmen başarılı olmadığını söyleyebiliriz. Ancak bu kayıp bir “gerileme” değildir. Kayıp fiziksel/nicel bir durum, gerileme ise iktidar tutumu/gücüyle ilgili bir husustur.  Böyle de olsa 21 yıllık iktidar tarihinde “ilk büyük kırılmayı yaşadı” denebilir. Politik etki sahasında Ege, Marmara ve Akdeniz’den sonra, daha içlere doğru bir daralma yaşadığı söylenebilir. Buna, muhafazakâr Anadolu tabanında yaşadığı kayıp ve kırılmaları da eklemek gerekir.

Seçmen davranışının niteliği ve AKP yorumu…

Bu daralmanın en önemli sonucu, metropol sermayesi ve kültüründen sonra otantik Anadolu’yu da kaybetme eğilimine girmiş gözükmesidir. Ancak bundan seçmen davranışında ciddi bir sosyokültürel, politik değişim yaşandığı sonucunu çıkarmak yanılgı olur. Seçmen ağırlıkla kendiliğindenci ve içgüdüsel davranışlar sergilemiş; buna bir de ekonomik problemler eklenince durum değişmiştir.

Seçim sonrası AKP ve CHP’nin yaptığı açıklamalar da görüşümüzü destekler niteliktedir. Her iki parti de “sonuçları kestiremediklerini, bu sonucu beklemediklerini açıklamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “her işte bir hayır vardır. İstediğimiz, umduğumuz sonucu maalesef alamadık. İrtifa kaybı yaşadık. Nedenlerini araştıracağız” ifadeleri de bu “kendiliğinden akışa” işaret etmiştir. CHP yorumcuları da genellikle “böyle bir sonucu beklemedikleri” yorumunu yapmıştır. Kendiliğinden seçmen davranışları siyasal yapıları ve bu yapıların etki alanlarını yeniden belirlemiştir.

Geçmiş genel ve yerel seçimlerinde seçmen davranışlarında aynı değişim söz konusu değildir. Seçmen hep aynı siyasal kimlikler ve aidiyetler üzerinden konuya bakmıştır. Bu seçimde de kendiliğinden de olsa biraz da ağır ekonomik koşullardan dolayı nispi bir değişiklik olmuştur. Nispi değişiklikler görülmüştür.

Seçmen davranışlarındaki bu kendiliğinden ve içgüdüsel davranışın, erk’in seçmen üzerindeki mutlak belirleyici- yönlendirici rolünü etkileyip etkilemeyeceği sorusu ise bugün için çok erken…

Bizim buradan çıkaracağımız sonuç, CHP’nin aldığı görece “başarılı” sonucun, kendi öz çabasından çok, bunalmış seçmenin kendiliğinden ve güdüsel tepkileridir.

AKP’ye dönersek: Yürüttüğü güvenlikçi politikaların ve ekonomik yaklaşımlarının sonuç vermediği, seçmen kitlesinde belli bir karşılığı olsa da büyük destek almadığı anlaşılmıştır. Zaman içinde seçmen oy verdiği, destek olduğu politik yapıların çelişkisi/sorunu haline gelebilir. Bunun sayısız örnekleri vardır. İktidar partisinin, seçmenden beklediği mutlak ve çoğul desteği almamış olması böyle bir sonuca yol açabilir. Tersi durumlar da olabilir, seçmen davranışını doğru okuyanlar, daha doğru ve çözümsel tutumlara evirilebilir.

Cumhurbaşkanı, seçim sonrası yaptığı açıklamada, “seçimin galibi demokrasidir. Herkes kazanmıştır. Milletin taktirini sorgulamayacağız” diye başladığı sözlerini, “ölümcül darbeyi indireceğiz”. “Önümüzdeki 5 yıl bu çizgiden vazgeçmeyeceğiz” ile bitirmiş olması, pek de çözüme, değişim ve yenilenmeye işaret etmiyor gibi…

Sonuçlar AKP’yi etkilemiş ancak köklü ve bütünlüklü bir iç sorgulamaya, açılıma da yönlendirmemiştir.

CHP: “Yeni bir Türkiye…”

CHP’de durum farklı mıdır? CHP, genel seçim sonrası en dağınık, en karmaşık dönemini yaşamıştır. Yerel seçim öngününde de problemler iç problemler yaşamıştır. “Hatta cadı kazanı” haller görülmüştür. Ortak kanı da “CHP’nin önemli kayıplar verebileceği” yönünde olmuştur. Ancak tersi olmuştur. Seçmen davranışı, Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgelere dışında CHP lehine değişmiştir. 70’li yıllardan bu yana en önemli sonuçlardan birini almıştır. Ege, Marmara, Akdeniz’den sonra içlere doğru bir genişleme sağlamıştır.

Özellikle ekonomik beklentiler konusunda iktidardan mustarip olan seçmen (özellikle de emekli ve dar gelirliler) CHP’ye yönelmiştir. CHP gönüllü bir tercih değil, zorunlu bir tercih olarak gelişmiştir. Bilinçli siyasal bir seçenek değil, kendiliğinden ve içgüdüsel gelişmiştir. CHP ile politik buluşma gibi özel ve öznel bir yön taşımayan bir yönelim olmuştur.

Seçmek AKP ile CHP arasında sıkıştığı, demokratik seçenekler aramadığı ya da böyle bir zeminden yoksun olduğu; CHP tercihinin de bu yoksunluğun sonucu olduğu anlaşılmıştır.

Seçmenin kendiliğinden akışını görmeyen CHP, alınan sonuçlar üzerinden, genel politik mesajlar vermeyi tercih etmiştir.

İmamoğlu, “sandıktan demokrasi fışkırdı. Yarın yeni bir Türkiye olacak. Demokratik erozyon bitti. Tekrar şaha kalktı” gibi cümleler kurmuş, süreç ve sonuçlarını 1920’li, 23’lü yıllara benzetmiştir. CHP’li yorumcular da “AKP iktidarının bittiğini” ilan etmiştir!

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in seçim değerlendirmesi

Genelbaşkan Özel’de “Toplumun cumhuriyetçi kimliğe geri dönüşü” ilan etmiştir. Alınan sonucu “halkın iyi hizmeti ödüllendirişi”ne bağlamıştır.

Ancak burada Özer’in Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı illerdeki iktidar tutumuna dikkat çekmesi olumludur. “Taşınan seçmenle Güneydoğudaki seçim demokrasi ayıbıdır” demiş, kayyıma değinmiştir. İktidarın, “devleti parti, partiyi de devlet yapan” tutumuna dikkat çekmiştir. Bölge seçimlerinde “silahlı kuvvetleri alet yapanlar ülkeye kötülük yapmıştır” demiş, “terör sebep değil, sonuçtur” diyen “AKP’nin değiştiğini” belirtmiştir.

CHP, “terör sebep değil, sonuçtur” söylemini AKP’den alır mı? Kürt meselesinde bir duyarlılık oluşturabilir mi? Kürt meselesindeki genelde tutarsız ve çelişkili yaklaşımını aşar mı? Yoksa bir söylem, bir seçim heyecanı olarak mı kalacak? Göreceğiz.

DEM ve Kürtler…

Seçim bağlamında konuyu iki ayrı alan üzerinden değerlendirmekte fayda vardır. Birincisi, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı alanlardır. İkincisi ise, Metropollerdeki Kürt seçmen davranışlarının nasıl geliştiği konusudur.

Öncelikle şunu belirtmek yerinde olur. Kütler açısından seçimleri, “başarı-başarısızlık” üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Zira pratikte iki “ayrı coğrafya”, “iki ayrı seçim” gibi yaklaşılmıştır. DEM, seçime eşit koşullarda girmemiştir. Siyasal ve fiziksel baskı altında ve tamamen eşitsiz koşullarda gelişen bir “seçim” olmuştur. Seçim demokratik ve adil değildir. Bu olgu görülmeden sonuçları doğru okumak olası değildir. Hatta “siyasal istismar”dır. Dolaysıyla doğru ifade “her şeye rağmen”dir.

Üstüne üstlük bir de CHP’nin dile getirdiği hakikat vardır. “Asker sivil bürokrasisi” dahil olmuştur. “Seçmen taşınmıştır.” Özel’in de belirttiği gibi, “silahlı kuvvetleri alet yapanlar kötülük yapmıştır.” “Demokrasi ayıbı işlemiştir.”  Özel alan özel bölge gibi ele alınmıştır.

Tüm bunlara karşın birçok kent politik kimliğini korumuştur. Güvenlikçi politikaların, kayyımcı zihniyetin sonuç alıcı olmadığı anlaşılmıştır.

Bu durumda DEM’in genel oy oranında düşüş yaşamasının anlamı yoktur. Bu “düşüş” DEM kaynaklı bir “düşüş” değildir. Görece demokratik koşullar, eşit-özgür şartlar; en az CHP’ye tanınan olanaklar ve olanaklar olmadıkça, sayısal sonuçlar ölçü değildir.

DEM hakkında bu değerlendirme yeterlidir. Ancak bir de metropollerde yaşayan bir tür angaje olmuş Kürtler vardır. Bu merkezlerdeki Kürt seçmen davranışlarının değişmekte olduğunu görmek gerekir. Kent aidiyetleri ve kültürel entegrasyon, politik soğuma ve kaçışı da beraberinde getirmiştir. Kürt orta sınıfı yarattığı sosyal ve sınıfsal statü, ekonomik bağımlılık ve ticari ilişkiler yeni aidiyetler ve politik tercihler oluşturmaya başlamıştır. Kimlik, aidiyet, sosyal ve duygusal motivasyonların yerini alamaya başlayan ekonomik kaygılar Kürt seçmeninde “davranış çatallaşması”na yol açmıştır.

Bölge Kürdü, genellikle politik kaygı ve aidiyeti öncellerken; metropol kürdü, ekonomik kaygıları önceleyerek farklı bir sosyokültürel doku yaratmaya başlamıştır.

DEM açısından ivedi olan, Kürt seçmen davranışlarında görülmeye başlanan “çatallaşma”ya çözüm üretmektir. Aksi durumda iki farklı siyasal tutum ve davranışı yol açabilir.

Sonuç olarak…

Tablo elbette dikkat çekçidir. AKP ilk kez belli bir kırılma yaşamıştır. Bu tek başına toplumdaki yerleşik algıyı değiştiremez. İyi değerlendirilebilirse, toplumsal barış, adalet ve eşitlik konusunda belli gelişmelere yol açabilir. Ancak seçmen davranışlarının bilinçli tercihlere dayalı gelişmediğini de unutmamak gerekir. Bu spontane davranışlar doğru bir akılla, doğru mecralara akıtılmadı mı değişir. Yeni kırılmalara yol açar…

Dolaysıyla CHP’nin de “AKP’yi geçtik. 1. Parti olduk. Bir devir kapandı” gibi söylemleri gerçekçi değildir. Dönemleri kapatacak olan Türkiye’nin temel sorunları hakkında ortaya konacak çözüm önerileridir. Yeni yol haritalarıdır.

Mevcut durumda “kapanan” ya da “açılan” bir şey yoktur. Ancak bir şeyler için görece daha uygun bir zemin oluşmuştur. Önemli olan bunun nasıl değerlendirileceğidir.

Seçim sonuçları üzerine: Seçmen davranışının kendiliğindenci hali…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Munzur Press ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!