escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Felsefe
  4. Ölümüne sorular ve ağzında su taşıyan karınca…

Ölümüne sorular ve ağzında su taşıyan karınca…

featured
Ölümüne sorular ve ağzında su taşıyan karınca...

Bir not: Yazımın bazı bölümleri önceki yazılarımda yer almış olabilir. Bu nedenle tekrar görülebilir. Bunun nedeni ben değilim; “ağzında bir damla su taşıyan karınca” öyküsüdür.
***
Dünya mucizevi bir yerdir. Oksijen barındıran tek galaksidir. Bilim bir ikincisini keşfetmemiştir. Ancak bu mucizevi galakside yaşamak, çoğumuz için hayal kırlığından ibarettir. Ağır bir yüktür. Bu yükü kendi ellerimizle, kendi tercihlerimizle her gün biraz daha ağırlaştırırız. Her gün daha çok hırpalar, daha çok yoksullaştırırız. Doğayı kaybettikçe kendimizi de kaybederiz…

Dünya mucizevi bir yerdir…

Ancak bir sorun var: Tükenen bir doğada nasıl olur da, hayata dair duygu ve düş dünyamız bu kadar zengin, uçsuz bucaksız ve hayat dolu olabilir?  Yaşam, “uğruna ölünecek kadar güzel” değilse; albenisi yoksa eğer, neden ölüme gideriz? Dünya hızla bir “çöplüğe” dönüşüyorsa, neden çırpınıp dururuz? Yaşam, bizler için neden hala çok değerli ve arzularımız sonsuz?

‘Ölümüne’ sorular…

Neden kaçmayız ölümden? Methiyeler dizer, şiirler marşlar okur, hep bir ağızdan türkülerini söyleriz ölümün? Neden zindanlarda, ölümün o karanlık rahminde “ölüm yaşatır”, “yaşasın ölüm”, “ölmek var dönmek yok”, “ölüm hoş geldi sefa geldi” sloganları düşmez (di) dilimizden?

İnsan kendini gerçekleştiremediği durumlarda iç ve dış dünyasında yıkıcı bir tutuma yönelir. Tamam. “Ölümden ve öldürmekten” zevk alan ölüseverlik, yani nekrofili gibi bir eğilim gösterir. Bu da tamam. Ama “ölümsever” miyiz gerçekten?  Değilsek, neden hiç düşmedi yakamızdan? Hayatımızdaki tüm kısa yollar, uzun yollar, kestirmeler, dolambaçlar hep ölüme çıkar? Neden “mırin pır xaşe dılo” ile başlayan klamlarımız, şarkılarımız var?

Ölüme bu bağlılık, bu kutsiyet, sonsuz sarılış neden (di)?  Ölümdeki bu giz ne, manası ne?

Bu kadar “ölümlü” olmak, kucak kucağa yaşamak, ölümü çağırmak korkularımızdan mıdır yoksa? Bu ölüm iklimi, bu “ölüm fikri” neden hiç eksilmez, rahatsız etmez bizi? Hayatımızda neden bu kadar kan var? Ne çok ölüyoruz böyle? Neden hiç düşmez ağzımızdan, hiç çıkmaz aklımızdan, yüreğimizi terk etmez ölüm?

Çünkü ağzında bir damla su taşıyan karınca gibiyiz!

Yaşamak ölümden beter (di) çünkü; ölümden zor… Yaşam yenik düşmüştü ölüme. “Ölüm” kalmıştı bir tek geriye… Ve ölümlüydü her şey, ölüyordu bir bir ve çokça ve öbek öbek, tarih tarih… Ve ölümün esiriydi düşler, umutlar, tutkular, aşklar, heyecanlar. Tel tel dökülmüştü her biri, tezgahından geçerek, uçurumlarından düşerek…

Bundandı ölüme yakınlığımız, ölüme sevdalı oluşumuz; nekrofili değil. Ölüme gizlenmişti hayat, ona sığınmıştı. O güzelim insanların “yaşamı uğruna ölünecek kadar seviyoruz” deyişleri de bundandı…

Bir şey daha vardır tabi. Bir tutum sahibi olmak. Doğrudan güzelden yana saf tutmak; safını belirlemek. Hayata ve olaylara kayıtsız kalmamak. Daha da önemlisi az da olsa anakarayı daha yaşanır hale getirmek… Evreni saran kötülük yangınına su taşımak…

Karınca öyküsünü bilir misiniz? Ne çok etkileyicidir: Bir gün bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş. Hem de boyu göklere varan cehennemi ateşe doğru. Gökte uçan ve gagasında ateşe atmak üzere bir dal parçası taşıyan bir kartal onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp: “Bu acelen niye? Nereye böyle?” Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, “Duymadın mı” demiş. “Nemrud, İbrahim Peygamber’i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum.” Bu sözleri duyan kartal kendini tutamayarak uluorta kahkahalarla gülmeye başlamış. “Sen şu ateşe dönüp yüzünü, hiç bakmadın mı?” diye sormuş. “Ne kadar büyük. Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?” Su taşıyan karınca, “olsun” demiş. “Hiç olmazsa safımız belli olur.”

Bir damla su, ölüme anlam kazandırır…

İşte tam da bu nedenle “ölüm”, “Ölmek”, “mücadele etmek”, “emek vermek”, “acı çekmek”; mutlak pratik karşılığı olmasa da anlam kazanır.  Derin etkili bir içeriğe kavuşur. Politik, sosyolojik bir tanıma ulaşır. Küçük birikimler yaratarak kültürleşir.

Bir damla su, ölüme anlam kazandırır.

Cehenneme dönüşen ve ateşine ha bire odun atılan dünya için, çok şey gecikmiş olabilir. Onca çaba, uğraş, mücadele sonuç vermemiş olabilir. Büyük acı ve bedellere rağmen özgür geleceğe kapı aralanmamış olabilir. Hatta kimileri geriye savrulmalar yaşayarak “o kadar emek verdik, acı çektik, bedel ödedik, işkence gördük, zindan yattık, ne oldu, ne elde ettik, ne değişti?” diye sorabilir.

Her şey yok olabilir. Buharlaşıp uçabilir. Ancak Evreni, doğayı, yerküreyi, halkları, toplumları, ulusları yaşatma çabası asla yok olmaz.

Hiçbir şey olmasa da büyük devrimlere, dönüşümlere yol açmada da karıncanın dediği gibi, Bu kötücül sistem de “Hiç olmazsa safımız belli olur.”

Ölümüne sorular ve ağzında su taşıyan karınca…
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir