Kürt meselesinde yeni bir süreç işliyor… Henüz “müzakere” içermeyen, görüşme (diyalog) aşamasında olan sürecin neye ve nereye evrileceğini kestirmek zor. Her şey, her sonuç mümkün… Ancak konunun önemli ve geniş toplumsal kesimlerle bağı ilgiyi arttırıyor. Yazılıp çiziliyor. Eleştiriler, yorumlar yapılıyor. Son derece doğal. Dahası gerek!
İlgili ilgisiz herkes konuşabilir, eleştiri-yorum yapabilir. Hatta ilginç cümleler kurabilir. Eleştirinin eleştirisi de olur. Kimse de bir şey diyemez. Düşünce belirtmek, fikir yürütmek, yorum yapmak herkesin hakkıdır. Şiddete dönüşmedikçe ve şiddet üretmedikçe tolere edilebilir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, yaşam hakkı gibi mutlak bir haktır. Sadece hak değil, uygar insan ve toplumun da gereğidir.
Yaşadığımız dünya sadece bizim değil…
İçtiğimiz su, yaşadığımız dünya, soluduğumuz hava, sürdüğümüz tarla, yediğimiz ekmek sadece bize ait değil. Yerküre herkesin. Yaratılarımız bile başkalarından izler taşır. Tarih de, bilgi de, bilinç de böyle oluşur. Değerler, kazanımlar ya da kayıplar da aynı yolu izler… Hepimiz aynı gemideyiz.
Hayata, olaylara buradan bakmak daha doğru sonuçlar verir. Empati gelişir. Anlam derinliği oluşur. Kavrayışlar artar. Gözlemlerimiz daha gerçekçi olur. Sözlerimiz, adımlarımız da… Bu da uzlaşmayı, anlaşmayı kolaylaştırır.
Burada durmak, hayata olaylara buradan bakmak; bakış açımızı estetize eder. Daha akılcı ve akıcı mecraya çeker. Olgunlaştırır. Olgunlaşmış her düşünce, her ileri adım ise, bir biçimde doğru karşılığını bulur. Bulmasa bile devrim değerinde yeni bir kültür yeni bir disiplin yaratır.
Burada duruyorum…
Durduğum yer burası… Hayata ve olaylara buradan bakıyorum. Daha doğrusu bakmaya çalışıyorum. Dile getirdiğim her düşünce, kullandığım her ifade, doğru ya da yanlış kurduğum her cümle dokunulmaz değildir. Kimden gelirse gelsin, yoruma, eleştiriye açıktır. Saygıyla karşılarım… Eleştirilmek kadar, eleştirmek, gözlem yapmak, yorumlamak da hayata dairdir. Doğru değerlendirildiğinde hayata dokunur ve muazzam değişimler yaratır.
“Kürt meselesi”nin pratik seyrine ilişkin yapılan eleştiri ve yorumlardan hareketle iki temel gözlemimi aktarmak isterim:
Bedel ödeyenlerin nezaketi…

Bedel ödeyenler ya da ödeyenleri değerli bulanlar(*) vakur olurlar. Gözlerini büyük fotoğraftan ayırmazlar. Onların gerçek rüyası toplumsal kanama ve gözyaşının dinmesidir. Kanamalar, onları derin acılara boğar. Bu nedenle sürekli arayış içinde olurlar. Tek düşünceleri çözüme zemin yaratmaktır. Hayatı, olayları da böyle okurlar. Hep empati yaparlar. İncitmekten, koparıp atmaktan imtina ederler. Belirsizliğe, çözümsüzlüğe gönül vermezler. Dilleri de her durumda yapıcı ve naziktir. Karıncayı incitmekten sakınırlar. Karşıtı da olsa saygıda kusur etmezler. Her koşulda diyalog yolu, çözüm yolu ararlar. Duygularını toplumsal beklentinin önüne almadıklarından uzlaşmaya daha açık olurlar. Çözüme daha kolay giderler. Süreçler de bedel ödeyenler ve bedel ödemeyi değerli bulanlarla ilerler…
Bedel ödemeyenlerin kabalığı…

İkinci gözlemim bedel ödemeyenlere ilişkindir: Bedel ödemeyenler ve bedel ödemeyi düşünmeyenler ise kaba olurlar. Hayatımız, sağımız solumuz bunlarla doludur. Bunlar genellikle “toksik zihinli”dirler. Dilleri ağulu ve ağdalı olur. Ölçüp-biçmezler. Empati kurmazlar. Bunlar yaşanan çatışmaları, dökülen kanı “horuz dövüşü” izler gibi izlerler.
Acıyı, eksilmeyi hissetmezler. Hep üst perdeden konuşurlar. Keskin, radikal cümleler kurmayı, muhataba sövüp saymayı, “devrimci tavır“; dışında kalmayı ise “teslimiyet” sayarlar.
Her şeyi her adımı eleştirir dururlar. Bir tür “benlik bunaması” yaşarlar. Edimleriyle süreçleri tıkarlar. Daha karmaşık, daha içinden çıkılmaz hale getirirler. “Olmaz”ı, “imkansızı” ister ve şart koşarlar. Olmadı mı, “gaflettir”, “teslimiyettir,” “ihanettir” diye bağırırlar. Onlar için akıp giden kanın da zamanın da değeri yoktur. Akıp giden kanın ve zamanın değeri…
Dedik ya: Bedel ödeyenler nazik olur. Dilleri de her durumda yapıcı ve naziktir. Karıncayı incitmekten kaçınırlar. Karşıtı da olsa saygıda kusur etmezler. Her koşulda diyalog yolu, çözüm yolu ararlar. Budur var olmanın, insan olmanın asaleti…
—————-
(*) Bedel ödeyen ancak ödedikleri bedel karşısında hak arayanlar, hakarayıcılığına soyunanlar yaptığım tanımlamanın dışındadır.

Yazınız çok değerli dir. Değişmek isteyip büyümek isteyenler için geniş bir çerçevede doğru bir perspektif dir. Eleştirinin dondurulduğu ve kutsal kitablarda olduğu gibi dondurulup şüphesiz doğru bulunduğu bir dönemde, mevcut yazınız büyük bir perspektif ve öğreticidir. Slm saygılar