Politika yaratıcı akıl ve öngörüden yoksun olunca kısırdöngüye girer. Her şey, tekrarı gibi gelir. Heyecan duymazsınız. Tekerrür sizi tefekküre zorlar. Önce inancınızı sonra yolunuzu kaybedersiniz. Özgürlük hevesinizin yerini bireysel arzu ve korkular almaya başlar.
Böylece insana iki temel duygu hükmeder olur: Arzu ve korku. Tüm savaşların, trajik yıkımların temelinde bu iki duygu vardır. Kendi olamayışınız ve yüzleşme cesareti gösteremeyişiniz de aynı sebepledir. Yaşadığınız kısırdöngüler “döner kapılar” gibi her defasında sizi dışarı atar. Küçülmeleriniz, akışa kapılıp gidişleriniz de…
Kendi olmayı başaramayan insan küçülür. Akışa kapılıp kaybolur ya da her defasında “avcı ağlar”a takılır.
Doyumsuzluk, sınırsız elde etme, sahip olma isteği de arzularla ilgilidir. “İçben”i kamçılayıp duran ihtiraslar ve tüm bunların yarattığı “karabasanlar” da… Bu duygular anlam bakımından yaşamın değil, ölümün ikrarıdır. Ona bir de bencilliğin nasırına basan korkular eklenince yaşam çöker. İnsan, son derece trajik biçimde öz niteliklerden ayrışarak hiçleşir. Özgürlüğün değil, kölelik hukukunun parçası olarak “ün” salar.
Köleliğe giriş…
Kölelik hukuku, insanı ve erdemli dünyasını yadsımakla kalmaz, arzu nesnesi de yapar. Birer “taşıyıcı”ya dönüştürür. Böylece birey, başkalarının arzu ve korkularını taşır olur. Kendinden kaçarak yadsır.
Sahip olduğunuz duyguların sosyal karşılığı yoksa, size ait değil demektir. Ve yadsıyış, her birinizi hazat-mezat “köle pazarı”ına atar. Parçası haline getirir. Köle hukukuna bağlanmış insanın ise, kendine ait dünyası da duyguları da yoktur.
“Boşluk”, “Yokluk”, “hiçlik” gibi yadsıyıcı nitelemeler de bu hukuktan doğar. Köle hiçliğe övgülerle kendini sonsuz boşluğa bırakır. Boşluk, sonsuz kötülüktür. İnsana ve insanın anlam arayışına yapılmış en büyük kötülük!.
Bundandır ki Epiktetos şöyle der: “Arzu ve korkularını bertaraf et. Sana zulmeden kimsenin kalmadığını göreceksin.”
Kölelikten kaçış…

Epiktetos bir köledir. Ancak kölelik hukukuna bağlanmaz. Bir köle olmasına rağmen Stoacı felsefenin öncülerinden olur. Efendisi tarafından hakir görülüp, sakat bırakılsa da vazgeçmez. Tek bir hedefe kilitlenir: “Kendi hayatının efendisi olmak!” İnsana da hep bunu öğütler.
Epiktetos böylece yeni bir hukuk yaratır: Kölelikten kaçış! Bu kaçışla özgür aklın ve hayatın yolunu açar. Böylece fiziksel olarak köle olmasına karşın, yabancılaşmaz ve kendini yadsımaz.
Epiktetos hikayesinin bize anlattığı şudur: Özgürlük bir politik kurgu değil, zihinsel bir süreçtir. Ve bu süreç arzu ve korkularını aşmakla; bir diğer ifadeyle köle hukukundan çıkmakla başlar. Bu bağlamda özgürlük, köleci yaşama ve onun hukukuna bağlanmış korkulardan, duygu ve düşünce biçimlerinden kurtulmaktır.
Tekrar ve çağrı yaptığı tefekkür de böyle aşılır. Tam da burada önemli bir şey devreye girer: Kontrol! Tepkilerinizi kontrol edebilmektir.
Özgürlüğün yolu, duygu ve düşünceler kadar, tepkilerin kontrol edilmesidir. İç dünyanız kadar, dış dünyayı değiştirmenin de yegane yolu budur.
Zulmün sonu…
Korkuları bertaraf etmek zulmün sonudur. Bu “son”, insanı saygın bir içtenlikle özgürlük hukukuna bağlar. Epiktetos’un yoldaşı yapar. Spartaküs, epik akıcılığın, isyankâr ruhların kahramanıdır. Ancak Epiktetos, kölelikten çıkışın akıcı aklıdır. Özgürlük arayışı bu “akıcı aklı” yaratmakla başlar. Politika da, tekrar ve tefekküre secde etmeyen akıcı akılla yol alır. Dolaysıyla yoğunlaşmanın dili de, dini de bu akıldır. Ve bu akıl, zulmün de, zulmedenin de zihinsel sonu olur.
Aksi durumda kan durmaz. Kılıç, güdüsel itkilerle parçalanacak bedenler arar. İstendiği kadar irade konsun, emek-çaba harcansın “kuşatma” kırılmaz. “Tarih tekerrürden ibaret olur.” Sahipler el değiştirse de, kader değişmez!
Latin Amerika’nın Kesik damarları…

Eduardo Galeno’nun “Latin Amerika’nın Kesik Damarları”na konu ettiği toplumsal trajedi bitmez. Arzu ve korkuların yarattığı derin boşluk; ruh ve inanç göçünü arttırır. Coğrafyanın sahipleri değişir ya da gerçek sahipleri gün gelir geri döner ancak halkların kaderi değişmez!
Zamanın dili olarak tarih doğrulayıcı örneklerle doludur…
Kader mutlak değildir. Tefekkür derin yarılmaların, boşlukların ürünüdür ve onu değiştirecek tek şey vardır: “Arzu ve korkularını bertaraf et. Sana zulmeden kimsenin kalmadığını göreceksin…”

Kalemine sağlık… Çok güzel ve anlamlı bir yazı. Arzu ve korkular, insanın zihin ve ruh dünyasını ele geçirerek özgürlüğü yok eden en önemli güdüdürler. Arzular peşinde koşarken ya da korkularla yüzleşmekten kaçarken, birey kendi iradesini kaybeder ve içsel bir esaretin içine sürüklenir. Ancak, insan arzu ve korkularına hakim olduğunda, bu bağlardan kurtulup gerçek özgürlüğü deneyimleyebilir. Bu, iradenin kontrolüyle zihinsel bir dinginlik ve yaşamda gerçek bir anlam bulma sürecidir.
Yazıda Epiktedos’u ele alman ayrıca güzel. Bence de aslında Felsefe ve özgürlük tarihinde ihmal edilen en büyük filozoflardan..