Delil Karakoçan

Holokost motivasyonu ve unutturma arzusu!

featured
Holokost motivasyonu ve unutturma arzusu!

(Hatıraların lanetlenişi)

Helton Godwın Boynes, Nazi Almanyası’nı  “şeytani delirme” olarak tanımlar. Hitler’e de “Alman bilinçdışına sızan büyücü” der.

Dünyayı dehşete düşüren bu “şeytani delirme” dalgası, Hitler’in “Holokost cenderesi” denen “sistematik soykırım” sapkınlığından kaynaklanır. Holoskost motivasyonu da “Yahudilerin dünyayı kontrol etmek istedikleri” propagandasına oturur. Böylece yığınlar Yahudilerin sistematik yok edilişini sorgusuz sualsiz onaylamış olur.

Vandallığın, baskıcı totaliter rejimlerin kendilerini güncelleme becerilerinin kaynağında da aynı “motivasyon” vardır.

Daha gerilere gidildiğinde örneğin Roma’da, “hatıraların lanetlenmesi” gibi benzer uygulamalar öne çıkar. Biri öldüğünde ona ait her şey yok edilir. Heykelleri parçalanır, kırılıp dökülür. Adı-sanı kayıtlardan silinir. “Kayıt dışı” bırakılır.

Rahipler, Firavun mezarlarını tahrip eder.

Aslında Hristiyanlığın yayılmasında da durum aynıdır: Rahipler kendi güçlerini kısıtlayan Firavun mezarlarını tahrip eder. Onu anımsatan simge ve sembolleri ortadan kaldırır. Unutturmak, tarihin dışına atmak istedikleri kişilerin duvar resimleri, şuyu- buyu kazınıp atılır…

Değişen tek şey zaman (mı?)

Eski Roma ve Mısır’dan bu yana değişen tek şey zamandır. “Hatıraların lanetlenmesi” vandallığının altındaki “unutturma arzusu” korkunç ve ürkütücü biçimde kırıp dökerek günümüze kadar gelir.

Zamane vandallar, “hatıraların lanetlenmesi”nin ötesinde halkların ve etnik kimliklerin “tarihte iz bırakan yolculuğu”nu duraksatmaya ahdeder. Kazanımlarını belleklerden kazıyarak ya da gasp ederek görünür olmaktan çıkarma uğraşı içinde olur. “Görünürlük” ikna edicidir!

Örnekleri, sadece Orta çağ’da değil, sonrasında ve günümüzde de sıkça görülür. Aynı çizginin “tutarlı ve etkin biçimde” devam ettirildiğini ortaya koyar…

Örneğin “şeytani delirme” ve ona bağlı gelişen “holoskost motivasyonu” Ön Asya’da “Kürtler böler” biçiminde zuhur eder. “Ulusal tehdit” algısıyla yığınların önüne atılır. Hitler Almanya’sının “Yahudilerin dünyayı kontrol etmek istediği” söylemi, “Kürtlerin vatanı böleceği” söylemiyle eşleştirilerek güncellenir.

Aynı biçimde eski Roma ve Mısır’da görülen “hatıraların lanetlenmesi” ya da “silinmesi” işlemi, günümüzde bireyle sınırlı kalmayarak toplumsal bütüne sıçrar. Halkların yaşamında yer tutan tarihi miras ve kişilikler “lanetlenir.” Rahiplerin, Firavun mezarlarını tahrip etmesi gibi “rahatsız edici kalıntılar” sökülüp atılır. “Unutturma arzusu”, demokratik siyasal yapıların üzerinden silindir gibi geçer.

“Karşıtlık” da olgusal olarak, “varlığı” yani Erk’i görünür kılmanın mekaniği olarak gelişir.  “Karşıtlık” üzerinden var olanlar, “ötekilerin” sistemle demokratik uyumlanmasını arzulamaz. Çünkü bu uyumlanma, karşıtlığa, diğer bir ifadeyle “Holokost cenderesi”ne son verdirir. Aynı biçimde konsantrasyonunu aşağı çeker. “Kürtlük”, “bölücülük” motivasyonuna dayalı toplumsal teyakkuzu bozar.

“Karşıtlığı” mütemadiyen güncellemelerinin nedeni de budur. Nazi Almanyası’nı “Yahudi karşıtlığı” ayakta tutmuştur. Avrupa’daki sağ yükselişin dinamiği “göçmen karşıtlığı”dır. Köktendinci yapıların motivasyonu “gayri müslümler”dir. Kapitalizm, emek karşıtlığından beslenir.  vs.

Siyasal rejimler tarihin her döneminde anlaşılır biçimde “karşıtlara” ihtiyaç duyar; “yaratır”, sonra “iter!”

Erk’ler de travmalar yaşar…

Zaman hep akar. Ancak tarih ve toplum aynı doğrultuda ilerlemez. Şartlar ve olaylar “arzulu rüyalara” son verir.  En otoriter yapıları bile travmatik sabahlara uyandırır.

Mesela, Hitler Almanyası’nın en büyük travması Holokost cenderesini Avrupa’dan Asya’ya (Sovyetler’e) doğru geliştirmek isterken motivasyonunu kaybetmiş olmasıdır. Başta sosyalist güçler, oluşan anti faşist blok, Hitler Almanyası’nda büyük travmatik kırılmalar yaratır…

Ancak Almanya bu travmadan görece demokratik liberal sınırlara çekilerek güçlü çıkar.  Bu güçlü çıkışın kaynağında ise 40’lı yıllara damgasını vuran “Nazi eleştirisi” vardır.

Travmaları atlatan, doğal döngüsüne dönen daha birçok toplum ve rejimden bahsedilebilir.

Ancak bu travma, yaşadığımız coğrafyada yani Ön Asya’da da aşılmış değildir. Bu bağlamda hâkim siyasetin en büyük travması, büyük “lanetleme” ve unutturma arzusu”na rağmen “Kürtlerin siyasal alana çıkmış olması”dır. Unutturulmaya çalışılan bir varlığın sahne alması, unutturmaya çalışan açısından dramatik olduğu kadar, travmatiktir.

Sistem ideolojik kırılma yaşamadıkça “unutma arzusu”nu korur.

Bu çıkış, Kürtleri ve Kürt sorununu gündeme oturtarak görünür yapar… Kürtlerin siyasal alana çıkışı, resmî ideoloji ve siyasetini kapsamlı ve yapısal bir tartışmaya açar… Üniter yapının katılımcı demokrasiye evirilmesini sağlayacak bu taziyik, “tekçi zihniyet” te ciddi kırılmalar sağlar…

Olumlunun olumsuzluğu…

Olumsuz olan, egemen siyasetteki bu travmatik kırılmanın “bir iç süreç”, “iç kabul” olarak değil, tamamen dışarıdan demokratik aksiyonunun taziyiki ile gelişmiş olmasıdır. Dolaysıyla erk, dün olduğu gibi bugün de “Holokost cenderesi”nden ve onu sağlayıcı “motivasyon”dan çıkmayı öngörmüş ve kabullenmiş değil gibidir.

Bugün de yaşanan sorunların temelinde “Kürt realitesi” ve sorunsallığının bir “iç kabul”e dönüşmemiş olması yatar. Sorun, Cumhuriyet tarihi ve siyasal anlayışına bağlanmaz. “İç dinamikleri, iç değerleri bulunmayan dışsal bir olgu” olarak görülür. “Dış güçlerin işi”, “dayatması”, “kışkırması” gibi kavramlarla kodlanır. Böylece yığınlar, “şeytani bir delirme” haliyle “bastırma” eylemine koşullanır.

Tüm bunlar travmanın sarsıcı ve şaşırtıcı tarzda devam ettiğini gösterir. Özellikle son 20 yılın en büyük kaybı, travmanın Erk’i köklü bir sorgulamaya götürmemiş olmasıdır. Değişen dünya, bölge ve ülke gerçekliğinin 20’li 40’lı dünyasına hapsedilmesidir.

Bu durum, İktidarın katılığı kadar; tutucu totaliter hezeyanlarını da açıklar.

Sistem ideolojik bir kırılma yaşamadıkça, toplumsal tanım ve kavrayışını evrensel normlara çıkarmadıkça “unutturma arzusu” sürer. Demokratik açılımlar ve Kürtler konusundaki katı duruşunu korur.

Meşruluğunu, “Holokost cenderesi”nden alan ve 12 Eylül’le karakterize olan bu yönelimler, bugün de Kürt ve demokrasi karşıtlığını saha da tutar.

Son seçimlerle yaşanan görece kırılma, eğer doğru değerlendirilirse:
Bir: “Travmatik cendere” den çıkması için egemen siyasete uygun koşullar yaratır.
İki: Çözüm ve uzlaşı zeminini güçlendirir.
Üç: “Hatıraların lanetlenmesi” ve “unutturma arzusu”ndan vazgeçilmesi koşulları olgunlaştırır.

Holokost motivasyonu ve unutturma arzusu!

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Munzur Press ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!