escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Cihan Söylemez
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Genel
  4. Osmanlı’da Yunan Milliyetçiliğinin Gelişimi

Osmanlı’da Yunan Milliyetçiliğinin Gelişimi

featured

Osmanlı’nın Kuruluş Sürecinde Rumlar

Osmanlı’nın bir beylikten bir imparatorluğa evrildiği süre içerisinde sosyal-siyasal-ekonomik olarak fazlasıyla iç içe olduğu halklardan biri de Osmanlı’nın “Rum” olarak adlandırdığı,

Arap ve İrani kavimlerin çok eski dönemlerden beri İon şehir devletlerinden kaynaklı, İon sözcüğünden türetilen “Yunan”  sözcüğünü kullandıkları, bu dışsal adlandırmalara muhatap halkın ise kendisine tarihsel seyir içerisinde,

Hristiyanlık öncesi “ Hellas/Hellen” ( H harfi yazılıyor ama okunuyor, okunuş; Ellas, Ellen” ,

Hristiyanlık sonrası ise “Hristiyan ve Romios/Romalı” sözcüklerini kullandıkları,

Latinlerin ise onlara “Grek” dediğini ifade etmek gerekir.

Osmanlı’nın bir uç beyliği olarak, Doğu Roma İmparatorluğunun/Bizans’ın sınırlarında ve Rum nüfusun yoğun olduğu bölgede ortaya çıkması, Rum Tekfurlarla askeri-siyasal mücadeleye girişmesi sonucu Rum Tekfurlardan Bursa, Eskişehir ve İznik olmak üzere toprakları fetih edilmiştir.

Osmanlı’nın kuruluşunda ki bu fetih sürecinde Osmanlı dinsel ve siyasal hoş görüsünden etkilen Rum Tekfur Mikhael Kosses adlı bir tekfur, Osman Gazi ile kurduğu sıkı dostluk sonucunda İslamiyet’i benimsemiş ve  Abdullah Mihal Gazi ismini almak suretiyle Müslüman olan aile bireyleri ile birlikte  Osmanlı Beyliğinin yayılmacı askeri siyasetinde akıncı komutanlar olarak, Osmanlı’nın Rum nüfusun bulunduğu Bizans hakimiyetinde ki topraklarda ki fetih ve gazaların başarıya ulaşmasında başat rol oynamışlardır. Köse Mihal olarak da anılan bu Rum ailenin soyundan gelenler Osmanlı’nın bir imparatorluğa evrilme sürecinde büyük rol oynamışlardır.

Osman Bey ve ardından gelen Osmanlı yöneticilerinin ılımlı siyasetleri neticesinde kendi can, mal ve ırzlarının güvenlik altında olduğunu gören günümüz Marmara bölgesinde ki Rum toplulukları, Osmanlı’nın genişleme politikasına karşı askeri ve siyasi bir başat pozisyon belirlememiş, Osmanlı ile gelen istikrar ortamından memnun olmuşlardır.

Venizelos Heykeli, Selanik

Orhan Gazinin, Bizans İmparatoru 6.İoannis’in kızı Theodora Kantakuzuni* ile evlenmesi sonucunda Osmanoğulları ile Doğu Roma tahtında bulunan Paleologos Hanedanı arasında Bizans’ın yıkılmasına kadar bir kan bağı da kurulmuştur. Böylelikle Konstantinpolis Sarayı ile Osmanoğullarının mütevazi sarayları arasında derinden bir kültürel etkileşimde, zaman zaman kurulan zaman bozulan askeri-siyasi ittifaklarla perçinlenmiştir. Bu evliliğin sonucunda Bizans ve Osmanlı arasında taht veraset mücadeleleri de Bizans’ın yıkılışına kadar devam etmiştir. (*Tarih Dergisi, Sayı 66 (2017 / 2), İstanbul 2017, s. 47-61- ORHAN BEY’İN BİZANS İMPARATORU KANTAKUZENEOS’UN KIZI THEODORA İLE EVLİLİĞİ- Doç. Dr. Yahya BAŞKAN-İnönü Üniversitesi)

Fatih Sultan Mehmet’in 1453 senesinde Konstantinpolis/Konstantiniye’yi fethi sonucunda kuruluşundan beri Ortodoks-Hristiyan olan Roma İmparatorluğunu sona erdirmiştir. Fatih’in amacı Roma İmparatorluğunu “Müslüman Bir Sezar” olarak devam ettirmekti, bunun içinde fetih sonrası “Kayzer-i Rum” unvanını kullanmaya başlamıştır.

İstanbul’un fethi öncesi Bizans dünyasında dinsel bir huzursuzluk hakimdi. Devletin ve toplumun inançsal temelinin Ortodoks Hristiyanlık olduğunu kabul eden muhafazakarlar, Katolik-Latin dünyası ile bir Kilise birleşimini kabul etmiyorlar ve Papa’nın Patrik’ten üstünlük politikasına şiddetle karşı çıkıyorlardı. 4. Haçlı seferiyle gelen Katolik-Latin terörünün Konstantinpolis halkı üzerinde yarattığı travma da muhafazakarların elini güçlendiren önemli etkenlerdi. Ki işte böyle bir dönemde fethin arefesinde Konstantinpolis halkında ki hakim görüş şuydu; “Latin Serpuşu görmektense, Türk sarığı görmeyi yeğlemek” . Bu sözün sahibi Bizans Donanma kaptanı Lukas Notaras’tı*. (*Yunanistan’ın Kısa Tarihi- S.21/ Prof. Richard CLOGG)

İstanbul’un fethi 29 Mayıs 1453 yılı Salı günü gerçekleşti. Şehir “Salı” günü fethedildiği için Rum Kimliksel bilincinde “Salı” günü uğursuz ve travmatik bir öneme sahip oldu*. Şehrin teslim olmaması ve 3 günlük yağmalanması sonucunda şehrin Rum ahalisi şehri terk etmeye, şehirden kaçmaya çalıştı. Şehrin eli kalem tutan okur-yazar öneli bir nüfusu bir yolunu bulup, Mora’ya oradan da İtalya’ya göç ettiler. Bu göç hareketinin sonucunda Rönesans denilen akımın temellerine harç ta atılmış oldu. (*Yunanistan’ın Kısa Tarihi- S.21/ Prof. Richard CLOGG)

Ortodoks Roma İmparatorluğunun son taht sahibi 11. Konstantin Paleologos, şehri için savaşırken can verdi. Buna karşı Ortodoks Rumlar içerisinde zaman içinde yayılan bir inanca göre “Tanrı, şehri için kahramanca çarpışan 11. Konstantin’i görüp, meleklerini ona yardıma yollamış, melekler de 11. Konstantin’i göğe yükselterek, sonra onu Konstantinpolis’in sur kapılarından birinde heykelleştirmiştir. Kurtuluş günü geldiğinde 11. Konstantin tekrar dirilecek başkenti Konstantinpolis olan Bizans/Roma İmpatartorluğu tekrardan dirilecektir.”* (*Yunanistan’ın Kısa Tarihi- / Prof. Richard CLOGG)

3 günlük yağma hakkı neticesinde Fatih Sultan Mehmet, şehrin yerle-yeksan olmasından üzüntü duymuş ve sinirlenmiştir. Bu yağma hareketinin vandallığı karşısında Fatih, Ayasofya’yı Kilise’den Camii’ye çevirmiştir. Belki de bu kutsallık izafe edilen görkemli mabedin yıkılışına bu şekilde mani olmak istediği düşüncesi de etken olmuş olabilir.

1453 yılında İstanbul’un fethi, şehrin yağmalanması ve Ayasofya’nın Camii’ye çevrilmesi, Osmanlı-Rum ilişkilerinin hiç olmadığı kadar kopmasına ve Rum tarih bilincinde bir travmaya kapı aralasa da, Fatih bu kopuşun önüne geçmek adına çok önemli bir karar aldı: Osmanlı Milletler Sisteminin inşaası

Osmanlı Milletler Sistemi…

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden sonra Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Gregeryon Patrikhanesi ve Süryani Patrikhanelerinin kuruluşunu tesis etti.

Fatih, İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesinin başına, manastır hayatı yaşayan, zamanın bilge Hristiyan din adamlarından 2.Gennadios’u bir şekilde ikna ederek getirdi. Ve bir ferman yayınlayarak Osmanlı Hükümranlığında ki tüm Ortodoks Hristiyanların dinsel ve sosyal alanda ki yöneticisi olarak Rum Patrikhanesini tanıdı. Bu tanıma ile birlikte Rum Patriğinin ;

  • Devlet protokolünde vezir ile eşit statüde olduğu kabul edildi.
  • Ortodoks Hristiyanların ibadet ve ayinlerinde serbest olduğu, Patrikhane efradının her türlü vergiden muaf olduğu
  • Harabe haldeki kiliseler için hazineden kaynak tahsis edileceği
  • Rum Ortodoks cemaatinin kendi içlerinde hukuki ve cezai tüm meselelerde Patrikhane’nin yetkisinin geçerli olacağı kabul edildi.

Fatih’in Fermanı ile birlikte Rum Patrikhanesinin imparatorluk içindeki yetki sahası tüm Ortodoks halklar olarak belirlendi. Böylece Sırp-Bulgar-Ulah-Arnavut-Rumen  başta olmak üzere Ortodoks olan tüm etnik grupların dinsel olarak İstanbul’da ki Patrikhane’ye bağlı kalması sağlandı.

Osmanlı tarafından Ortodoks Patrikhanesinin dinsel-yönetsel idaresinde ki bu millete de “Millet-i Rum” denildi.

Fatih’in İstanbul Patrikhanesini, Bizans döneminden daha güçlü ve etkili hale getirme niyetinin ardında Katolik-Ortodoks Kiliselerinin birleşme girişimlerini önlemek böylece Osmanlı’ya karşı yek pare bir Hristiyan siyasal-askeri ittifakın oluşmasına engel olmak vardı. Fatih’in zamanla Mora, Ege Adaları, Trabzon’da ki Rum Krallıklarını da hükümranlığı altına alması, Fatih’ten sonra ki süreçte Rodos, Kıbrıs, Girit, İon denizinde ki adaların Osmanlı hükümranlığına girmesi ile birlikte Rumca/Yunanca konuşan nüfusun üzerinde ki tek egemen siyasi güç Osmanlı olmuştur.

Fatih ile birlikte Osmanlı devlet yönetiminde Devşirme kökenli, Hristiyanlık’tan özellikle ve ağırlıkla da Ortodoksluk’tan İslamiyet’e geçen vezirlerin, askeri komutanların sayısı artmıştır. İstanbul’un fethi sonrası son Bizans hanedanına Paleogos Hanedanından olanlar ve bazı Bizans aristokları da Müslüman olarak Osmanlı’ya hizmette bulunmuşlardır.

RUS ORTODOKSLUĞU VE 3.ROMA DÜŞÜNCESİ

Fatih’in kurduğu Ortodoks Patrikhanesinin yetkisi dışında kalan tek grup; Moskova Knezliği, Prensliği de denilen Ortodoks Ruslar olmuşlardı. Rurik Hanedanı soyundan gelen Rus hükümdarlarından Büyük İvan’ın, Son Bizans İmparatoru 11. Konstantin’in Yeğeni Zoe ile evliliği sonucu Bizans-Rus Siyaseti arasında mezhepten öte de bir kan bağı oluşmuştu. Nitekim bu evliliğin verdiği politik manevi güçten esinlenen Rus Kralları kendilerini “Sezar sözcüğünün Ruslaşmış hali olan Çar” sözcüğü ile ifade etmeye başlamışlar, Bizans’ın Resmi Arması Çiftbaşlı Kartalı, Çarlık Armalarında kullanmaya başlamışlardır. Yine Moskova merkezli Ortodoks Patrikhanesi de, Osmanlı Rum Ortodoks Patrikhanesinin hükümranlığını kabul etmemiş, Moskova’ya 3. Roma demek suretiyle Rusya’nın 3. Roma İmparatorluğu olduğunu vurgulamaya başlamışlardır.

İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi, “Primus İnter Pares” yani “Eşitler arasında Birinci” deyişinin ifadesi ile “Ekümenlik/Dünya Patrikliği” yetkisine sahiptir. Bu Patrikhane ile birlikte Ortodoks Doğu Hristiyanlığında etkin olan;

  • Kudüs Rum Ortodoks Patrikhanesi
  • İskenderiye Rum Ortodoks Patrikhanesi
  • Antakya Rum Ortodoks Patrikhanesi,  “Primus İnter Pares” ilkesi gereği İstanbul’da ki Patrikliğe bağlılığını Osmanlı zamanında da korumuştur ve bu bağlılık günümüzde de halen devam edegelmektedir.

Osmanlı’nın, Patrikhane kurumu üzerinden izlediği “Millet-i Rum” siyaseti sonucu 1453’te ki yağmadan sonraya boşalan ve viranhaneye dönene İstanbul’a Rumlar tekrar yerleşmeye başlamış ve özellikle de Haliç kıyısında Fener semtinde 15.yüzyıldan 19.yüzyıla değin yükselecek bir Fener Rum Aristokrasisi ve Tüccar sınıfının yükselişine tanık olunmuştur.

FENERLİ RUMLARIN YÜKSELİŞİ

Fenerli Rumlar, Osmanlı’nın Doğu Akdeniz ve Adriyatik kıyılarında diğer Rumlarla birlikte gemi ticaretleri yapmaya başlamış, Osmanlı’nın deniz ticaretinde zamanla etkin olmalarının yanı sıra, Batı dillerini öğrenmeleri ve eğitime önem vermeleri nedeniyle Osmanlı’nın 1699 Karlofça Anlaşmasından başlamak üzere Hariciye dairesinde tercümanlık yapmaya başlamışlardır. Yine 1700’lü yıllarda Osmanlı Sarayı, Eflak-Boğdan gibi önemli vovyodakları yerel hanedanların yönetiminden almış ve bu eyaletlere Fenerli Rumları vovyoda olarak atamaya başlamıştır. Çok geçmeden bu durum Balkanlarda pek çok yere sirayet etmiş, Fenerli Rumlar, imparatorluğun diğer bölgelerinde ki denizci Rumlarla birlikte ;

  • Venedik-Cenevizlerden boşalan Deniz ticaretinde
  • Osmanlı Hariciye politikasında
  • Kaptan-ı Derya’nın yanında baş tercüman olarak
  • Bugün ki Romanya-Moldovya topraklarına Vovyoda atanarak önemli bir ayrıcalıklı grup haline gelmişlerdir.

Aleksandros Mavrokordatos adlı Fenerli Rum, 1699 Karlofça Anlaşması sırasında Osmanlı Devleti’nin Baş Tercümanlık görevini yapmış,

Daha sonra oğlu Nikolaye Mavrokordatos Saray Baş Tercümanlığı ardından da Eflak Ve Boğdan Voyvodalığını, Nikolaye’nin ardından oğlu

Konstantin Mavrokortdatos, Eflak ve Boğdan Voyvodalığını yapmış ve bu aileden 1791 İstanbul doğumlu Aleksandros Mavrokordatos , Yunan Bağımsız Mücadelesi sonucu Yunanistan’ın ilk Başbakanı olmuştur.  Dolayısıyla Yunan Bağımsızlık Mücadelesi ile Fenerli Rum aileleri arasında güçlü bir bağlantı olduğunu söyleyebiliriz*. (*Yunanistan’ın Kısa Tarihi / Prof. Richard CLOGG)

1800’lü yıllara gelindiğinde Osmanlı’da ki Rum/Helen/Yunan toplumu hakkında şunu söyleyebiliriz;

  • Osmanlı’da ticaretle , ithalat-ihracatla fazlasıyla ilgili bir toplum olmaları, ticaretle gelen zenginleşme ve Avrupa ülkeleri ile yakın temasta bulunmaları
  • Rum Tüccarların çocuklarını Avrupa’da özellikle de İtalya’da ki Üniversitelerde okutmaya başlaması
  • Fenerli Rum ailelerin, Eflak ve Boğdan’da bir yüzyıl süren saltanatları sırasında , Rus Çarlığı ile komşu olmaları, Ruslarla etkileşim içerisinde olmaları
  • Fener Rum Patrikhanesinin , Balkanlarda ki Ortodoks Kiliseler üzerinde ki hükümranlığı dolayısıyla Bulgar-Rumen-Arnavut-Ulah halklarının kilise ve okullarında Yunanca’nın başat dili olması, bunun da Balkanlar’da bir Hellenleşme dönemini beraberinde getirdiğini böylece Bulgar-Makedon-Arnavut-Rumen-Ulah halkları üzerinde ki Rum/Helen etkisi sonucu milliyetçilik hareketinin bu halklar üzerinde geç ortaya çıkmasına neden olduğunu belirtmek gerekir.

1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı , Osmanlı’nın hezimeti ve akabinde yapılan Küçük Kaynarca Anlaşmasının Etkileri

1768-1774 sırasında yapılan savaşlarda Osmanlı ordusu, Rus ordusuna yenildi. Bu savaş sırasında Rus Çariçesi 2. Katarina tarafından, Mora ve Girit’te 1770 yılında bir Rum İsyanı çıkartıldı ancak isyan kısa süre içinde Osmanlılar tarafından bastırıldı. Rusya’nın böylece Millet-i Rum dediğimiz Osmanlı reayası içerisinde ki tahrikkar ve kollayıcı tavırları, Orlof  isyanı ile böylece başlamış oldu.

1768-1774 Savaşının sonucunda Rus Çarlığı, Osmanlı’ya şu maddeleri kabul ettirmek zorunda bıraktı*;

  • Rusya, Osmanlı topraklarındaki Ortodoksları daimî surette himaye edebilecektir.
  • Rus sefirlerinin, Eflak ve Boğdan vaziyetleri hakkındaki müracaatları Osmanlı Devleti tarafından dikkate alınacaktır
  • Rusya, İstanbul’da bir Greko-Rus Kilisesi inşaa edecek, İstanbul’da devalı bir Sefirlik açacak, Bu kilise ayinlerini Rum Patrikhanesinin ibadet kurallarına göre yapacak ancak Rus Sefirliğinin koruması altında olacaktır.  ( *19.yüzyıl Siyasi Tarihi- Prof. Dr. Fahir Armaoğlu)

2.KATERİNA VE BİZANS’I TEKRARDAN DİRİLTME HAREKETİ

Rus Çariçesi 2. Katerina, Osmanlı Devleti’ne son verip, başkenti Konstantinopolis olan bir Greko-Rus Krallığı kurma özlemindeydi. Bu davasına olan inancı ile 1790 yılında doğan torununa, Bizans’ın son imparatoru 11.Konstantin’in ismini vermiş ve böylece Osmanlı Reayası olan Rum Ortodoks cemaatin kurtarıcılığı rolüne soyunduğunu açıkça ifade edebilmiştir* (*19.yüzyıl Siyasi Tarihi- Prof. Dr. Fahir Armaoğlu)

Rus Çariçesi, Bizans’ı terkrardan diriltmek uğruna, Osmanlı reayası Rumların çocuklarını ve gençlerini Rusya’ya getirtmek suretiyle Rus okullarında okumalarını sağlamaya ve hatta onlardan müteşekkil bir Yunan ordusu kurmak için askeri okullarda Rum gençlerini yetiştirmeye başlamıştır.

                          1789 FRANSIZ İHTİLALİ VE MİLLET-İ RUM’UN DURUMU

1789 yılında Fransız İhtilalinin gerçekleşmesi sonucuna bu ihtilalin milliyetçi düşünceleri, Fransız Generali Napolyon tarafından tüm Avrupa’da yayılmaya çalışılmıştır. Napolyon, işgal ettiği Avrupa ülkeleri halklarını, Monarşilere karşı ayaklanma çağrıları yapıyor ve milliyetçilik düşüncesinin Avrupa’da gelişmesini ordusuyla yaptığı işgallerle destekliyordu.

Fransız İhtilali olduğunda Osmanlı tahtında 3. Selim vardı. 3. Selim, Osmanlı Ordusunu ve Bürokrasisini reformlarla modernleştirmeye çalışan, Fransız İhtilali sonucu devrilen 14. Lois ile mektuplaşmış, Avrupa’ya yüzü dönük bir Osmanlı Sultanıydı.

Napolyon’un ordusu,  Demokrasi, Özgürlük, Kardeşlik şiarıyla 1797 senesinde Venedik Cumhuriyetine son verip, Osmanlı’ya komşu olan ve halkı Rum/Yunan olan 7 adayı işgal etmiş ve böylece Fransız İhtilali, Yunan-Rum nüfusun yaşadığı Osmanlı topraklarına komşu olmuştur. 1800 Yılında Osmanlı-Rus işbirliği ile bu işgal sonlandırılmışsa da, bu adalar Osmanlı ve Rusya’nın rızası ile İngilizlerin denetimine geçmiştir. 

Patrik 5. Gregorius’un boğulma sahnesi

VELESTİNLİ REGAS; HELEN MİLLİYETÇİLİĞİNİN İLK ŞEHİDİ

1757 senesinde Osmanlı’nın Teselya bölgesinde doğan Rigas, doğduğu kasaba ile anıldığından dolayı Velestinli Regas olarak tarihte nam salmıştır.

1774 senesinde reayası olduğu Osmanlı’nın başkenti İstanbul’a gelmiş, burada bir süre öğretmenlik yapmış, Fenerli Rum aileler ile tanışmış, 1786-1790 yıllarında Eflak ve Boğdan’da Fenerli Rum yöneticilerin mahiyetinde bulunmuştur. 1791 senesinde Viyana’ya gitmiş ve Viyana’da kaldığı süre içerisinde ;

  • Duyarlı Aşıkların Okulu ; Fransızca’dan bir çeviridir. İçerisinde Fenerli Rumların şarkıları da vardır.
  • Bilgisever Hellenler için Fizik Derlemesi adlı iki yazmış ve bastırmıştır. ; Fransız Ansiklopedisinden ve Alman Fizikçilerden etkilenerek yaptığı bir çeviridir.

Fizik Kitabında Fransız düşünür Montesqui’den bahsetmekte ve Monstequi’nin kitabının çevirisini yayınlamak istediğini yazmaktadır.*( *Yunan Ulusunun Doğuşu- Herkül Millas)

Regas, Viyana’da bulunduğu sırada Habsburg Hanedanı yönetiminde ki yaşayan ticaretle uğraşan Rum/Helenlerle tanışmış, onların Fransız İhtilalinden etkilendiklerini ve Habsburg Monarşisine karşı Fransız yanlısı tutum takındıklarını görmüş ve onlarla fikirsel-eylemsel bir etkileşim içerisine girmiştir. Viyana’da kaldığı süre zarfında Fransız İhtilalinin, Antik Yunan dünyasını övdüklerini Antik Hellen uygarlığına sahip çıktıklarını ve yücelttiklerini, Regas görünce zamanını Yunan yani Hellen Kimliğinin inşaasına vakfedecek çalışmalara ada, Hellenler için haritalar çizmiş, Anadolu’nun ortasından Adriyatik’e kadar bir Hellen Haritası ile Yunan Milliyetçiliğinin gelecekteki Megola İdeasının işaret fişeğini vermiştir.

Velestinli Regas, yazılı eserleriyle Antik Yunan dönemini ve şahsiyetlerin övmüş, Yunanlılara Hristiyanlıkla birlikte unuttukları bu antik geçmişse sahip çıkmaya davet etmiştir. Napolyon’un Ordusu, Korfu adalarını işgal ettiğinde Fransızlara mektup yazarak, Hellen halkını özgürlüğüne kavuşturmasını onlardan istemiş ve Antik Yunan Hellen’i tekrardan diriltmek adına bunu istemiştir. Fransızlarda bu talebe sırt çevirmemiş, Hellenizm temelinde gelişecek hareketlere destek vermeye başlamışlardır.

Regas, Hellenler için Fransız İhtilalinin fikirlerini ve Aydınlanma Devrimi düşünürlerin fikirlerini savunan bir Anayasa yazmış; Osmanlı Sultanını bir Tiran olarak anarak, Osmanlı’nın Bir Hellen-Türk Cumhuriyetine dönüşmesini, egemen dilin Yunanca/Rumca olmasını savunmuştur.

Osmanlı Reayası içinden, Millet-i Rum içerisinden gelen Regas adlı kişinin Fransız İhtilali fikirlerinden etkilenmesi sonucu Osmanlı’da Yunanlılar içinde bir bağımsızlık hareketi için geriye kalan tek şey bir örgüttü, diyebiliriz.

Velestinli Regas, Metternich Doktrinin kurbanı olarak Avusturya yetkilileri tarafından Osmanlı’ya derdest edilerek iade edilmiş, Osmanlılar tarafından Belgrad kalesinde infaz edilerek, naaşı nehre atılmış ve böylece bu devrimci-ihtilalci Rum’un fikirlerinin boğulabileceği zannedilmiştir. 1798 senesinde Regas’in katli Rum milleti içinde ki Yunan/Hellen Milliyetçiliğini daha da arttırmıştır.                      

                                             1814 YILI FİLİK-İ ETTERYA

Avrupa’da Fransız Devriminin yarattığı Milliyetçilik hareketlerinden en çok korkan ülke Habsburg Hanedanı yönetiminde ki Avusturya İmparatorluğuydu. Bu imparatorluğun tebaası içinde pek çok etnik gruptan Hristiyan halklar mevcuttu ve bu halkların ayaklanıp, cumhuriyet-demokrasi-özgürlük için ayaklanmaları halinde Avrupa’da monarşiler, Fransa’da olduğu gibi yıkılabilirdi. Bunun farkında olan Avusturya İmparatorluğu Şansölyesi Klemen Von Metternich Avrupa kıtasında milliyetçilik, cumhuriyetçilik ve özgürlük fikirlerine karşı iç ve dış politikada Monarşiler arası bir ittifak sistemini öneriyordu.

Metternich Doktrinin, 1815 Viyana Kongresinde kabulünden bir sene önce Metternich Doktrine karşı Osmanlı reayasından olan Rumlar, Rus Çarlığının Odessa şehrinde 1814’te Filik-i Etterya yani Dostluk Cemiyetini kurdular. Amaçları Yunan Bağımsızlık Hareketi için Osmanlı Rum Toplumu içerisinde örgütlenmekti. Bu cemiyet, Fransız İhtilali fikirleri etkisinde hızlıca örgütlenmeye başladı. Osmanlı Rum Toplumundan özellikle de Fenerli zengin Rum Tüccarlardan destek gördü.

1820 yılında bu ihtilalci cemiyetin başına Fenerli Rum bir aile olan İpsiladis ailesinden Çar 1. Aleksandır’ın hükümetinde görevli ve yardımcısı Aleksandros İpsiladis getirildi. İpsiladis, 1820 senesinde Eflak’ta Osmanlı’ya karşı Rusya’nın desteği bir ordu grup Yunan Bağımsızlık Hareketinin ilk kurşununu attı. Ama Osmanlı ordusu karşısında yenilgiye uğradı ve Avusturya’ya iltica etti, Avusturya ise Metternich Doktrini gereği Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü savunduğundan, İpsiladis’i hapse attı ve Yunan/Helen milliyetçiliğine karşı önlemler aldı.

Fenerli Rum İpsiladis’in, Osmanlı’ya karşı başarısız ancak milliyetçilik için motivasyon yüklü ilk silahlı hamlesi neticesinde 1821 yılında Mora’da Rumlar, Osmanlı’ya karşı Tepedenli Ali Paşa ile ittifak yaparak ayaklandılar. Bu ayaklanma kısa sürede Yunanistan’a yayıldı. Mora’da ki tüm kilise çanları Osmanlı’ya karşı isyan için halkı savaşmaya çağırdı. Fenerli Rum Aileler ve tüccarlar, bu isyana katılmaya ve maddi-manevi destek vermeye başladılar.

FENER RUM PATRİĞİ 5.GREGORİOS’UN İDAM EDİLMESİ

Mora’da 1821 senesinde Yunan İhtilali patlak verdiğinde, Osmanlı Sadrazamı Sadrazam Benderli Ali Paşa’nın fermanıyla Fener Rum Patrikhanesinin orta kapısında Patrik 5. Gregorios asılarak infaz edildi. Bu infazı pek çok Patrikhane din adamının çeşitli Osmanlı şehirlerinde asılması izledi. Bu infaz olayı karşısında, Osmanlı’nın Rum Milleti içerisinde isyan ve bağımsızlık fikirlerinin ateşi daha da alevlendi. Rusya ve Avrupa Devletleri, Osmanlı’ya karşı notalar vererek bu olayı kınadılar ve askeri müdahale sinyali verdiler.

Patrik 5.Gregorius’un Asılışı

Ahmet Cevdet Paşa’nın Tarih-i Cevdete adlı eserinde, Patrik V.Gregorios’u haksız yere idam ettirdiği için Sultan 2. Mahmut’un, Benderli Ali Paşa’yı gözden çıkardığı ve Patriğin idamından 8 gün sonra sadrazam  hakkında infaz emri verdiği ve sadrazamın, kafası kesilerek öldürülen son sadrazam olduğu, yazar. Osmanlı tarihinin ilginç bölümlerinden biridir; Patrik’in idamı ve Patrik’i idam ettirenin İdamı Olayı. Kimi yorumculara göre V.Gregorios’un idamı, Mora’da Yunan İsyanını alevlendirmiş ve Benderli Ali Paşa, yangına, benzin dökmüştür. Sultan 2. Mahmut ise hem Avrupa Devletlerinin baskılarını hafifletmek hem de Yunan İsyanının daha büyümesini engellemek için Benderli’yi cezalandırmıştır. Sultan 2. Mahmut bu iradesiyle, hem V. Gregorios’un idamında parmağı olmadığını ispat etmek istemiş hem de iç ve dış siyasette ki baskıları hafifletmeye çalışmıştır.

2.MAHMUT’UN , MISIR VALİSİNDEN YARDIM İSTEMESİ

2. Mahmut’un Yunan Bağımsızlık Hareketi karşısında, Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istemesi, bu talebe karşılık Suriye-Girit idaresinin kendisine verilmesini isteyen Paşanın şartlarının kabulü sonucunda, Mısır Donanması 1824 senesinde Mora ve Girit’e çıkarma yaparak isyanı kısa sürede bastırdı.

Kavalalı İbrahim Paşa’nın bu başarısına karşı, Rus-İngiliz- Fransız Donanması Avrupa kamuoyunda Rumlara katliam yapıldığına ilişkin uyanan infial üzerine 1827 yılında Osmanlı Donanmasına baskın vererek, Navarin’de Osmanlı’nın tüm deniz savaş gücünü yok ettiler. Fransızlar karaya 30000 asker çıkararak Rumların can-mal-ırzlarını güvenlik altına aldıklarını duyurdular.

Avrupa’da Yunan İsyanı, Rönesans-Aydınlanma-Fransız İhtilali sonucu zirveye ulaşan Antik Yunan hayranlığının yaygınlaşmasından dolayı müthiş bir destek aldı. Bu isyana Fransız yazar Voltaire, İngiliz yazar şair Lord Byron dahil olmak üzere romantik ihtilalci milliyetçi düşünce ile destek verdiler.

Rusya, Osmanlı’nın Yunan Bağımsızlık Hareketini tanımaması üzerine 1774 Küçük Kaynarca Anlaşmasının kendisine verdiği yetki ile Ortodoksların koruyuculuğu adına Osmanlı’ya 1829 yılında savaş ilan etti. Rus Ordusunun kısa süre içinde Osmanlı Ordularını Tuna boylarında yenerek, İstanbul yoluna girmesi üzerine İngilizlerin ve Avusturyalıların Osmanlı’nın Rusların eline geçmesini önlemek adına devreye girmesi sonucunda ateşkes ilan edildi. Osmanlı Devleti 1829 senesinde Londra’da imza ettiği Edirne Anlaşması ile Mora’da Yunan Devletinin kuruluşunu kabul eti. 1830 yılında da Yunan Helen Cumhuriyetini, Osmanlı resmi muhatap olarak kabul etti.

Osmanlı’nın kuruluşundan yükselişine ve Fransız İhtilaline kadar en çok etkileşim içinde olduğu Millet-i Rum’un isyan etmesi, bu isyanın fikir sahiplerinin İstanbul’un Fener Semtinden çıkması ve hatta kurulan Helen Cumhuriyetinin İlk Başbakanının yine Fenerli bir Rum olması karşısında Osmanlı için tek yol vardı ; Tanzimat –Islahat – 1. Ve 2. Meşrutiyet ile devletin parçalanmasını engellemek.

YUNAN MİLLİYETÇİLİĞİNİN YÜCE ÜLKÜSÜ; MEGALİ İDEA

1829’da Helen Cumhuriyeti’nin Mora’da kurulması ile Yunan Milliyetçiliği gerçek hedefine ulaşmış değildi. Rum/Helen nüfusunun 5’te 1’i  sadece bu küçük cumhuriyetin sınırları içinde kalmıştı, nüfusun büyük bölümü hala Osmanlı başkenti dahil Osmanlı Siyasal hakimiyetindeydi. Bu nedenle de 1840’lı yıllarda Yunan Krallığında ;

  • Tüm Hellenlerin bir arada olduğu
  • Bizans’ın tüm topraklarının geri alındığı
  • Başkenti Konstantinopolis olan
  • Bizans’ı / Doğu Roma’yı tekrardan diriltmekten bahseden yayılmacı –milliyetçi bir Yunan Milliyetçiliği Doktrini kabul edildi.

Yunan Devletinin doğuşu ile birlikte “Yunan Kimliği” üzerinde de tartışmalar alevlendi;

  • Rönesans-Aydınlanma ve Fransız Devrimi fikirlerinin etkisi altında olan bir kısım milliyetçiler, Hristiyanlık Öncesi Antik Yunan’ı kendilerine rehber alıyorlar ve İstanbul Rum Patrikhanesinin “Rum-Ortodoks” kimliğini reddediyorlardı.
  • Bu grup, “Rum” kimliğini Osmanlı idaresi altında köleliği temsil ettiğini düşünüyor ve İstanbul Patrikhanesini, Osmanlı Sarayının çıkarlarını savunan bir misyonda görüyorlardı. Bu nedenledir ki Yunanlılar devletlerini kurduklarında yaptıklarında ilk iş; Yunan Ortodoks Kilisesini kurmak ve İstanbul Patrikhanesi ile köprüleri atmak oldu. 1830-1850 arasında Fener Rum Patrikhanesi ile Yunan Ulusal Ortodoks Kilisesi arasında tüm bağlar kopmuştu. 1850 yılında ise bu bağ yeniden kuruldu. Belki de  aradan geçen zaman 20 senelik zaman diliminde Fener Rum Patrikhanesi de, Fransız Devriminin neticelerini kavramış ve etkilenmiş durumdaydı. Buna ilave 1840’lı yıllarda Yunan Krallığında ortaya çıkan “Tüm Hellenler Birleşsin/Megali İdea” fikrine uzak bakmıyordu.
  • Yunan İhtilali bir cumhuriyet ile yola başlasa da, Metternich Doktrini etkisinde dolayı kendisini 1832 senesinde Krallık yönetiminde buldu. Bu Krallığı artık Bavyeralı daha sonra ise Danimarkalı ancak yine Alman kökenli bir hanedan yönetmeye başlayacak, Yunan Tarihinde böylece Kralcılarla-Cumhuriyetçiler arasında 1974 yılına değin sürecek iç mücadele başlayacaktı.
  • Megala İdea fikrine ilk destek İngilizlerden geldi ve İon Denizinde 1800 yılından bu yana ellerinde tuttukları 7 adayı Yunan Krallığına devrettiler.
  • 1913 yılında Yunan Başbakanı ve Cumhuriyetçi, kendisi de Giritli olan Eleftrios Venezelos’un Enosis/Birleşme/Politikası kapsamında Yunanistan’a bağlandı.
  • 1911-12 Balkan Savaşları neticesinde Yunanistan tüm cephelerde Osmanlı Ordusunu yenerek, Edirne’ye kadar olan tüm kara Yunanistan’ı ve Ege adalarının (12 ada hariç) büyük çoğunluğunu ele geçirdi.
  • Megala İdea uğruna 1919’da İzmir işgali başlatıldı, Ankara’ya kadar olan Osmanlı’nın Anadolu toprakları 3 yıl süre ile ele geçirildi. Ancak Mustafa Kemal’in önderlik ettiği İşgal karşıtı büyük kurtuluş harekatı sonucunda, Yunan Milliyetçiliği 1922’de Küçük Asya Felaketine uğradı ve Anadolu topraklarından Yunan işgali sökülüp atıldı.
  • Venezelos’un önerisi üzerine 1924’te Mübadele konusunda Yunanistan ile Türkiye Cumhuriyeti anlaştı.

Anlaşmaya göre konuştukları etnik dile bakılmaksızın;

Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesi dışında ki tüm Müslümanlar ( Rumca konuşan Türkçe bilmeyen Giritli Müslümanlar da dahil) ile

İstanbul, Adalar ve Doğu Trakya’da ki Rumlar hariç olmak üzere Anadolu’da ki 1.200.000 yakına Rum-Ortodoks nüfus ( Bu nüfusun içinde Türkçe konuşan ama Ortodoks olan büyük bir Rum cemaati vardı)  Yunanistan’a gönderildi.

  • 1947 yılında Paris Anlaşması ile Rodos dahil 12 ada Yunanistan’a verildi.
  • 1960 yılında Kıbrıs’ta İngiliz Mandasının bitmesi ile birlikte Kıbrıslı Rumların Megela İdea kapsamında Enosis hareketleri sonucunda 1974’te adaya Türkiye askeri müdahalede bulundu adanın kuzey kesimi Türkiye’ye bağlandı, adanın ortası ve güneyi ise Rumlarda kalacak şekilde Kıbrıs Helen Cumhuriyeti kuruldu. Bu gün her ne kadar Kıbrıs ve Yunanistan iki ayrı devletse de AB üyesi olmaları nedeniyle Megali İdea/Enosis hareketini bir şekilde gerçekleştirmiş durumdadırlar.

Özetleyecek Olursak Yunan Milliyetçiliğinin 1840’lı yıllarda ortaya attığı “Tüm Helenler Tek çatı altında birleşmeli” politikası kapsamında amacına büyük oranda ulaşmıştır.

Kaynaklar;

  1. Tarih Dergisi, Sayı 66 (2017 / 2), İstanbul 2017, s. 47-61- ORHAN BEY’İN BİZANS İMPARATORU KANTAKUZENEOS’UN KIZI THEODORA İLE EVLİLİĞİ- Doç. Dr. Yahya BAŞKAN-İnönü Üniversitesi
  2. Yunanistan’ın Kısa Tarihi / Prof. Richard CLOGG)
  3. Yunan Ulusunun Doğuşu- Herkül Millas)
  4. 19.yüzyıl Siyasi Tarihi- Prof. Dr. Fahir Armaoğlu
  5. Avrupa ve Biz- Prof. Dr. İlber Ortaylı
Osmanlı’da Yunan Milliyetçiliğinin Gelişimi
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir