Rojhat Levent ÖZGÖKÇE
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ULUSLARARASI HUKUK VE KÜRT SORUNU: KENDİ KADERİNİ TAYİN, İNSAN HAKLARI VE EGEMENLİK GERİLİMLERİ

ULUSLARARASI HUKUK VE KÜRT SORUNU: KENDİ KADERİNİ TAYİN, İNSAN HAKLARI VE EGEMENLİK GERİLİMLERİ

featured
ULUSLARARASI HUKUK VE KÜRT SORUNU: KENDİ KADERİNİ TAYİN, İNSAN HAKLARI VE EGEMENLİK GERİLİMLERİ

Toplumsal özgürlük, her bireyin kendi sesini duyurabildiği, ama kimsenin diğerini susturmadığı bir armonidir.” (Hannah Arendt)


Kürt halkı, yaklaşık 30-40 milyon nüfusuyla, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yaşayan, devletsiz en büyük halklardan biridir. Yüzyılı aşkın süredir devam eden kendi kaderini tayin, kültürel özerklik ve insan hakları talepleri, Kürt sorununu uluslararası hukukun karmaşık ve tartışmalı bir meselesi haline getirmiştir. 1920 Sevr Antlaşması’nda öngörülen ancak 1923 Lozan Antlaşması’yla dışlanan Kürt özerkliği, uluslararası hukukun devlet egemenliğini koruma eğiliminin bir yansımasıdır. Günümüzde, Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KRG), Suriye’deki özerk yönetim deneyimleri ve Türkiye ile İran’daki Kürt hareketleri, uluslararası hukuk açısından farklı dinamikler sunmaktadır. Bu çalışmamız, Kürt sorununun uluslararası hukuk çerçevesinde nasıl ele alındığını, kendi kaderini tayin hakkının uygulanabilirliğini, insan hakları ihlallerini ve devletlerin egemenlik ilkeleriyle çelişen talepleri içermektedir.

Başlangıçta önce uluslararası hukukun Kürt sorununun çözümündeki fırsatlarını ve sınırlamalarını değerlendirerek, konunun tarihsel ve güncel boyutlarını analiz etmek gerekmektedir.

1. Kürt Sorununun Tarihsel ve Hukuki Arka Planı

Sevr’den Lozan’a: Kendi Kaderini Tayin Vaadinin Çöküşü: Birinci Dünya Savaşı sonrası, 1920 Sevr Antlaşması, Kürtler için özerklik ve potansiyel devletleşme vaadi sunmuş, ancak bu antlaşma hiçbir zaman uygulanmamıştır (Yildiz, 2014). 1923 Lozan Antlaşması, Kürt devletleşmesini dışlayarak, Kürt halkını Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında bölünmüş bir azınlık statüsüne hapsetmiştir (McDowall, 2004). Bu süreç, uluslararası hukukun, devletlerin toprak bütünlüğünü koruma ilkesini, halkların kendi kaderini tayin hakkına üstün tuttuğunu göstermiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sonrası çizilen sınırlar, Kürtlerin coğrafi ve kültürel bütünlüğünü parçalamış ve statüsüz bir halk olarak konumlanmalarına neden olmuştur.

Kürtlerin Karşılaştığı İnsan Hakları İhlalleri: Kürtler, coğrafyalarında hükümranlık kurmuş devletlerde sistematik baskı ve insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye’de, 20. yüzyıl boyunca Kürtçe diline ve kültürüne yönelik yasaklar, ifade özgürlüğü ve toplanma hakkının kısıtlanmasıyla sonuçlanmıştır (İHD, 2020). Suriye’de, 1962 nüfus sayımıyla yaklaşık 120.000 Kürt vatandaşlıktan çıkarılmış, bu da mülkiyet ve siyasi hak kayıplarına yol açmıştır (Human Rights Watch, 1996). Irak’ta, 1988 Anfal Kampanyası sırasında on binlerce Kürt öldürülmüş, köyler yok edilmiş ve kimyasal silah kullanımı soykırım suçlamalarına neden olmuştur. İran’da ise, Kürt siyasi hareketleri sıkı bir baskı altında tutulmuş ve aktivistler idam edilmiştir (Amnesty International, 2023). Bu ihlaller, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (ICCPR) gibi uluslararası insan hakları belgelerine aykırıdır.

2. Uluslararası Hukukta Kendi Kaderini Tayin ve Kürt Sorunu

Kendi Kaderini Tayin Kavramı: Uluslararası hukukta kendi kaderini tayin hakkı, BM Şartı (Madde 1) ve ICCPR (Madde 1) tarafından tüm halklara tanınmıştır. Bu hak, içsel (özerklik veya siyasi katılım) ve dışsal (bağımsızlık veya ayrılma) olarak ikiye ayrılır. Sömürgecilik sonrası bağlamda, bu hak genellikle sömürge halklarına uygulanmış, ancak Kürtler gibi devlet sınırları içinde yaşayan halklar için büyük ölçüde reddedilmiştir. Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), 1995’te kendi kaderini tayin hakkını “çağdaş uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri” olarak tanımlasa da, bu hakkın uygulanması, devletlerin toprak bütünlüğü ilkesine bağlıdır (Radpey, 2022).

Kürtlerin Kendi Kaderini Tayin Talepleri: Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi, 2005 Irak Anayasası’yla federal bir statü kazanmış ve 2017 bağımsızlık referandumuyla dışsal kendi kaderini tayin talebinde bulunmuştur. Ancak, uluslararası toplumun desteği olmadan bu girişim başarısız olmuş, Bağdat’ın ekonomik ve askeri yaptırımlarıyla karşılaşmıştır. Suriye’de, 2013’ten itibaren kuzeydoğu bölgesinde kurulan özerk yönetim, “sosyal sözleşme” temelinde içsel kendi kaderini tayin pratiği sergilemiş, ancak Suriye’nin egemenlik iddiaları ve Türkiye’nin askeri müdahaleleri bu yapıyı tehdit etmiştir. Türkiye ve İran’da, Kürt hareketleri daha çok kültürel ve siyasi haklar talep etse de, bu talepler “bölücülük” suçlamalarıyla bastırılmaya çalışılmıştır. Uluslararası hukuk, bu talepleri genellikle devletlerin egemenlik hakları çerçevesinde değerlendirmiş ve Kürtlerin dışsal kendi kaderini tayin hakkını desteklememiştir.

Uluslararası Hukukun Sınırlamaları: Uluslararası hukuk, devletlerin toprak bütünlüğünü koruma eğilimi nedeniyle, Kürtlerin dışsal kendi kaderini tayin taleplerini desteklememektedir. Bangladeş (1971) veya Güney Sudan (2011) gibi istisnai durumlar, uluslararası toplumun güçlü desteğiyle mümkün olmuş, ancak Kürtler için benzer bir destek sağlanmamıştır. Ayrıca, “sosyal olarak statüsüz” (socially stateless) halklar için önerilen yeni hukuki kategoriler, Kürtlerin diaspora ve statüsüzlük deneyimlerini ele almak için tartışılmış, ancak henüz uluslararası hukukta yerleşik bir norm haline gelmemiştir.

3. İnsan Hakları Hukuku ve Kürt Sorunu

Kürtlerin İnsan Hakları İhlalleriyle Karşılaşması: Kürtler, uluslararası insan hakları hukukunun temel belgelerine (örneğin, ICCPR, Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi – ICESCR) aykırı şekilde, ifade özgürlüğü, kültürel haklar ve yaşam hakkı ihlalleriyle karşılaşmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’deki Kürt aktivistlere yönelik davalarda, ifade özgürlüğü (Madde 10) ve adil yargılanma hakkı (Madde 6) ihlallerine hükmetmiştir (AİHM, 2022). Ancak, AİHM kararlarının uygulanması, devletlerin siyasi iradesine bağlıdır ve genellikle sınırlı etki yaratır. BM İnsan Hakları Konseyi, İran ve Suriye’deki Kürt halkına yönelik ihlalleri rapor etse de, bu raporlar bağlayıcı değildir (BM İnsan Hakları Konseyi, 2023).

Uluslararası Mekanizmaların Rolü: Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Irak’taki Anfal Kampanyası gibi soykırım suçlarını soruşturabilecek yetkiye sahip olsa da, Türkiye, İran ve Suriye’nin UCM’ye taraf olmaması, bu mekanizmanın etkinliğini kısıtlamaktadır. BM Güvenlik Konseyi, Kürt sorununa doğrudan müdahil olmamış, çünkü bu mesele genellikle devletlerin “iç işleri” olarak görülmüştür. Bununla birlikte, insan hakları hukuku, Kürtlerin kültürel ve siyasi haklarını koruma potansiyeline sahiptir. Örneğin, ICESCR Madde 15, kültürel hakların korunmasını garanti eder ve Kürtçe eğitim talepleri bu çerçevede meşrulaştırılabilir.

4. Devlet Egemenliği ve Kürt Sorununun Geleceği

Egemenlik ve Kürt Talepleri Arasındaki Çatışma: Uluslararası hukuk, devletlerin egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkesini, halkların kendi kaderini tayin hakkına üstün tutmaktadır. Türkiye, İran, Irak ve Suriye, Kürt taleplerini ulusal güvenlik tehdidi olarak algılamakta ve bu talepleri bastırmak için askeri ve siyasi önlemler almaktadır. Örneğin, Türkiye’nin Suriye’deki Kürt bölgelerine yönelik askeri operasyonları, uluslararası hukukun jus ad bellum (savaş hakkı) kurallarına aykırı bulunmuş, ancak BM Güvenlik Konseyi’nin müdahalesi olmadan devam etmiştir. Bu durum, uluslararası hukukun devlet merkezli yapısının, Kürt sorununun çözümünü nasıl zorlaştırdığını göstermektedir.

Olası Hukuki Çözümler: Kürt sorununun çözümü için uluslararası hukuk, birkaç potansiyel yol sunar. İlk olarak, içsel kendi kaderini tayin hakkı, federal veya özerk yönetim modelleriyle (örneğin, Irak’taki KRG) uygulanabilir. İkinci olarak, insan hakları hukuku, kültürel hakların korunması ve siyasi baskıların önlenmesi için bir çerçeve sağlar. Üçüncü olarak, uluslararası toplumun “sorumluluk koruma” (R2P) doktrini, soykırım veya sistematik insan hakları ihlalleri durumunda müdahale olasılığını gündeme getirse de, bu doktrinin uygulanması siyasi engellere takılmaktadır. Son olarak, Kürt diasporasının uluslararası alanda lobi faaliyetleri, Kürt sorununu küresel bir insan hakları meselesi olarak gündemde tutmaktadır. Kürtlerin varlık olarak inkarı artık geride kalmıştır. Bu açıdan sayın Abdullah ÖCALAN’ın “Demokratik ulusun inşası” çözümü sadece Kürtler için değil Ortadoğu’nun tamamı için en rasyonel ve en dinamik çözüm modelidir.

Sonuç olarak: Kürt sorunu, uluslararası hukukun kendi kaderini tayin hakkı, insan hakları ve devlet egemenliği ilkeleri arasında bir gerilim alanıdır. Sevr Antlaşması’ndan Lozan’a uzanan tarihsel süreç, Kürtlerin devletleşme eğilimlerinin uluslararası hukuk tarafından engellendiğini gösterirken, Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Suriye’deki özerk yönetim deneyimleri, içsel kendi kaderini tayin arayışlarının pratik örnekleridir. Ancak, uluslararası hukukun devlet merkezli yapısı, Kürtlerin dışsal kendi kaderini tayin taleplerini desteklememekte ve insan hakları ihlallerine karşı etkili çözümler üretmekte yetersiz kalmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve BM gibi mekanizmalar, insan hakları ihlallerini belgelemekte önemli bir rol oynasa da, bağlayıcı yaptırımların eksikliği, bu mekanizmaların etkisini sınırlamaktadır.

Bununla birlikte, Kürt ulusunun özgürlüğünün, içinde yaşadıkları dört ulus-devletin (Türkiye, İran, Irak, Suriye) üniter yapısını değiştirmeden mümkün olabileceğine dair umut verici olasılıklar bulunmaktadır. Uluslararası hukuk, içsel kendi kaderini tayin hakkı kapsamında, özerk yönetim modelleri, kültürel hakların korunması ve siyasi katılım mekanizmaları aracılığıyla Kürt halkının taleplerini karşılayabilir. Örneğin, Irak’taki KRG, federal bir çerçevede özerklik kazanmış ve kültürel-ekonomik haklarını kısmen güvence altına almıştır. Türkiye’de, Kürtçe eğitim ve medya haklarının genişletilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve siyasi katılımın artırılması, üniter yapıyı tehdit etmeden özgürlük alanını genişletebilir. Özellikle Türkiye için, genel bir siyasi af önerisi, Kürt sorununun çözümünde önemli bir adım olabilir. Siyasi tutsakların serbest bırakılması, ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi ve geçmiş çatışmalara dair toplumsal uzlaşıyı teşvik eden bir af, üniter yapıyı korurken Kürt halkının siyasi ve kültürel hak taleplerini karşılayabilir, aynı zamanda Türkiye’nin toplumsal barışını güçlendirebilir (İHD, 2020). Suriye’de, özerk yönetimlerin sosyal sözleşme modeli, çok etnikli bir demokrasi pratiği sunarak, Suriye’nin üniter yapısı içinde bir arada yaşamı destekleyebilir (Radpey, 2015). İran’da ise, kültürel hakların tanınması ve siyasi baskıların azaltılması, Kürtlerin kimliklerini korurken üniter devletin yapısını değiştirmeden özgürlüklerini güçlendirebilir. Bu tür çözümler, uluslararası insan hakları hukuku normlarıyla (örneğin, ICESCR Madde 15) uyumlu olup, devletlerin egemenlik kaygılarını dikkate alarak uygulanabilir. Kürt diasporasının küresel lobi faaliyetleri de, bu hakların uluslararası alanda meşrulaştırılmasında önemli bir rol oynayabilir.

Ayrıca, olası bir üçüncü dünya savaşının küresel ve bölgesel çalkantıları bağlamında, Kürt bölgesi, yaşamı kutsayan bir kardeşlik temelinde, savaşsız bir şekilde bu süreci atlatma potansiyeline sahiptir. Kürt halkının tarihsel dayanıklılığı, Mezopotamya’nın çok kültürlü mirası ve mevcut özerk yönetim deneyimleri, barışçıl bir direniş ve bir arada yaşama modeli sunmaktadır. Örneğin, Suriye’deki özerk yönetim, farklı etnik ve dini grupları birleştiren sosyal sözleşmesiyle, çatışma ortamında bile çoğulcu bir demokrasi pratiği sergilemiştir. Irak’taki KRG, bölgesel istikrarsızlıklara rağmen ekonomik ve kültürel özerkliğini korumuştur. Bu deneyimler, Kürt bölgesinin, savaşın yıkıcı etkilerine karşı, dayanışma, kültürel çeşitlilik ve yaşam odaklı bir ethosla birleşerek küresel bir krizden barışçıl bir şekilde çıkabileceğini göstermektedir. Uluslararası hukuk, bu süreçte, insan hakları normlarını güçlendirerek ve çatışma çözümü mekanizmalarını destekleyerek, Kürt bölgesinin barışçıl direnişine katkıda bulunabilir.

Kürt sorununun geleceği, uluslararası hukukun esnek yorumlarına, insan hakları normlarının güçlendirilmesine ve devletlerin demokratik dönüşümlerine bağlıdır. Üniter devlet yapıları içinde Kürt özgürlüğünü destekleyen modeller, Türkiye için önerilen siyasi af gibi uzlaşı girişimleri ve kardeşlik temelli barışçıl yaklaşımlar, çağrılar, hakikatleri araştırma komisyonu vb mekanizmaların kurulması, Demokratik dönüşüme katkı sağlayacak yasal düzenlemeler (anayasa-TMK-Yerel yönetimler kanunu vs)  hem Kürt halkının taleplerini karşılayabilir hem de bölgesel ve küresel istikrarı güçlendirebilir.

Kürt halkının özgürlük mücadelesi, adalet ve dayanışma temelinde uluslararası hukukun sınırlarını zorlayarak çözülmedikçe, Ortadoğu’nun barış ve istikrar arayışı karanlık bir gölgede kalacaktır; zira Kürt özgürlüğü, bölgenin demokratik dönüşümünün temel taşıdır ve yalnızca evrensel insan haklarıyla örülmüş bir barış, bu kadim coğrafyanın yaralarını iyileştirebilir.

Öz itibariyle, uluslararası hukukun Kürt sorununun çözümündeki fırsatlarını ve kısıtlamalarını ortaya koyarak, üniter yapılar içinde özgürlük arayışının, toplumsal uzlaşının ve savaşsız bir geleceğin potansiyelini vurgulamakla birlikte bu tahlil, hukukun sınırlarını ve fırsatlarını bir aynaya yansıtarak, özgürlüğün, demokrasinin ve savaşsız bir geleceğin mümkün olduğu gerçeğinden hareket edilmedikçe Ortadoğu dünya savaş haritasının büyük bir bölümünü kaplamaya devam edecektir…

Av. Rojhat Levent ÖZGÖKÇE

Kaynakça

  • Amnesty International. (2023). Iran: Kürt Azınlığa Yönelik İnsan Hakları İhlalleri. Uluslararası Af Örgütü.
  •  BM İnsan Hakları Konseyi. (2023). İran ve Suriye’deki İnsan Hakları İhlalleri Raporu. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi.
  • İnsan Hakları İzleme Örgütü. (1996). Suriye: Susturulan Kürtler. İnsan Hakları İzleme Örgütü.
  • İHD. (2020). İnsan, Kürt Hakları Sorunu ve Türkiye. İnsan Hakları Derneği.
  • McDowall, D. (2004). Kürtlerin Modern Tarihi. I.B. Tauris.
  • Radpey, L. (2015). “The Kurdish Self-Rule Constitution in Syria.” Chinese Journal of International Law, 14(4), 835-841Radpey, L. (2020). “Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtlerin Kendi Kaderini Tayin Hakkı: Çağdaş Dünya Arenasında Uluslararası Hukuk.” ResearchGate.
  • Radpey, L. (2022). “Kürtlerin Kendi Kaderini Tayin Hakkı? – Ortadoğu’daki Uluslararası Hukuktan.” ResearchGate.
  • Radpey, L. (2023). Bağımsız Bir Kürdistan’a Doğru: Uluslararası Hukukta Kendi Kaderini Tayin Hakkı. Routledge.
  • Sterio, M. (2018). “Self- Uluslararası Hukukta Kararlılık ve Ayrılma: Kürdistan ve Katalonya Örnekleri.” Amerikan Uluslararası Hukuk Derneği.
  • Yildiz, G. (2014). “Uluslararası Hukukun Vatansızlık ve Vatandaşlığa Etkisi: Kürt Milliyetçiliği, Çatışma ve Barış Örneği.” Uluslararası Hukuk Dergisi.
ULUSLARARASI HUKUK VE KÜRT SORUNU: KENDİ KADERİNİ TAYİN, İNSAN HAKLARI VE EGEMENLİK GERİLİMLERİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter