Diyarbakırlı 27 yaşındaki Belgin iş yaşamına gazeteci olarak başladı. 3 yıllık gazetecilik yaptı mobinge uğradı mesleği bıraktı, 5 yıl modellik yaptı, iğrenç teklifler ile yüz yüze kaldı sonra konsomatris oldu ve uğradığı haksızlıklar ile mücadele etmek için hukuk fakültesini kazandı ve avukat olma yolunda azimle ilerliyor.
Bu işi kendi memleketimde yapmış olsam bugün benim toprağıma gelip çiçek ekerdiniz. Ne kadar uzak o kadar iyi.
Munzur Press’e özel açıklamalarda bulunan 27 Yaşındaki Belgin’in Diyarbakır’dan Van’a uzanan hikâyenin özeti bu sözlerinde saklı. Van’a gelmeden önce Diyarbakır’a yakın illerde çalışan Belgin, çalıştığı mekanlarda birkaç tanıdıkla karşılaşınca çözümü daha uzaklara gitmekte bulduğunu söylüyor ve Van’ın yolunu tutuyor.
Belgin; Yaşama tutunmak için çırpınan bir kadın, yaşam mücadelesine gazeteci olarak başladı. Bir ajansta 3 yıl gazetecilik yaptı. Bir hemcinsinin aylarca baskılarına ve Mobingine maruz kaldı. Gazeteciliği bıraktı. Bir firmada modellik yaptı. 5 yıl modellik yaptığı sırada patronların iğrenç teklifleri ile karşılaştı. Sora çaresiz kaldı. Gazinolarda, Birahanelerde geceleri konsomatrislik yaparak yaşama tutunmaya çalışıyor bu aralar. Şu an Van’da üç ayrı mekânda konsomatrislik yapan Belgin, Yaşadığım haksızlıklar ile mücadele etmem gerekiyor ve yılarca haksızlıklara uğradım benim gibi yüzlerce kadın haksızlıklara uğruyor bunun için Üvukat olmam gerektiğini düşündüm. Gece konsomatrislik yaparak gündüz ders çalışarak hukuk fakültesini kazandım. Şu an okuyorum hala bitirdikten sonra kadın hakları savunuculuğu yapmakta kararlıyım diyor.
Belgin 3 yıllık gazetecilik mesleğinden sonra bir hemcinsinin mobingi sonrası meslekten ayrılıyor. 5 yıl boyunca bir ajansta modellik yapan Belgin, “Biraz daldan dala atlıyorum, ama hayat işte…” diyor.
Modellik yaptığı sırada kimi sorunlar yaşadığını anlatan Belgin, işi yaptığı sırada ‘patronlar’ tarafından aldığı teklifleri “çok iğrençti” diye tanımlıyor ve ayrılma nedenini özetliyor.

‘Evin kanatları benim’
Hikâye uzun. Belgin’in aldığı yol yaşından büyük. 27 yaşında Belgin. Kadın, gazeteci, hukuk öğrencisi, konsomatris. 27 yıllık ömrüne birçok mesleği, zorluğu ve elbette yükü sıkıştırmış. “Evin kanatları benim. Daha doğrusu evi kalkındıran, geçindiren. Yetişmeye çalışıyorum. 3 kardeşiz. Abimin biraz sağlık sorunları var. Oldukça zorlu bir hayatın içerisinde kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışıyorum,” diyor.
“Annem Gazinoda çalıştığımı bilmiyor ama bu gerçekleri en çok anneme anlatmak istiyorum”
Ailesinin gazinoda çalıştığından haberi olmadığını söyleyen Belgin, bu gerçeği en çok anneme anlatmak istiyorum diyerek şu ifadeleri dile getiriyor; “Vicdanım hiç rahat değil, ailem annem bu işi yaptığımı bilmiyor. Gazinolarda geceden sabaha kadar 3 ayrı mekanda konsomatrislik yaptığımı bilmiyoryar. Bu durumu en çok anneme anlatmak istiyorum ama ya annem kalp krizi geçirir de ölürse… Nasıl dayanırım buna.”
‘Herkes uyurken biz ayaktayız’
Yaklaşık 2 aydır Van’da olduğunu söyleyen Belgin, “3 mekân değiştirdim. Asgari ücretle ne eğitimime ne kendi masrafıma ne de aileme yetişemem. Saygımı yitirmeden bir gazino aleminde çalışıyorum. Geçici bir durum olarak bakıyorum. Ekonomik olarak çok zorlandığım için bu işi yapıyorum. Bence en son çare bu, hem benim için hem de diğer arkadaşlarım için. Benim için kötünün iyisi,” diyor.
Normal insanlar gibi hayatlarının olmadığını söyleyen Belgin, “Herkes gece uyurken biz ayaktayız. Sağlıksız bir yaşam, sağlıksız bir düzen. Çok cahil insanlarla karşılaşıyoruz. Selam verdiğim bir kişinin sevgilisi oluyormuşum,” diyor.

Elbette işinin riskleri de var. Bunları ise şöyle anlatıyor: “İlginç tehditler alıyoruz. Bana sökmez ama yine de acaba diyorum. Ama kendime güveniyorum. Hukuki yönleri var, diğer yollar var. Denerim çünkü kaybedecek hiçbir şeyim yok.”
Fiziksel olarak olmasa da sözlü ve psikolojik olarak şiddete maruz kaldığını söylüyor Belgin. Kaçırılma, dövülme gibi tehditlerle karşılaştığını belirten Belgin, Vanlı olmamasından dolayı da ayrıca kaygılandığını söylüyor.
“Mekân sahipleri seni bir ceylan gibi görüyorlar. Yaklaştıklarında önünü kesince atarlanmalar, üstten görmeler. Onlar işletmesin biz de çalışmayalım. Birbirimize mecburuz,” diyor Belgin.
‘Bardak kırıp boğazıma dayadılar’
Ekonomik olarak yetip yetmediği sorusuna, “Aslında Van’da kazancım yok. Burada müşteri gelir, oturur sohbet edersin o sana ne kadar öderse fazlasını isteyemezsin. Masaya gitmezsen kazanamazsın. Elazığ’da çalıştım. Oranın sistemi benim için iyiydi, ama Diyarbakır’a yakın olduğu için kalamadım. Sektör belli sonuçta,” diyor.
En büyük kırgınlığının bir müşteri ile yaşadığı bir diyalogda yaşadığını söylüyor Belgin ve başlıyor anlatmaya: “Genelde bira içerim. ‘Viskiyi dostlarımla içerim,’ dedim o müşteriye. O da bana, ‘sen beni dost olarak görmüyor musun?’ dedi. Kendisinin bir müşteri olduğunu hatırlatmam üzerine anneme hakaret etti. Konuşamadım, beklemiyorum. Tabii yelkenleri suya indirmedim, ben de aynı şekilde cevap verdim. Bardağı kırıp boğazıma dayadı. Böyle şeylerde yaşadım.”
‘Kadın olmasaydım da kadın haklarını savunurdum’
Belgin, hayalinden söz etmek istiyor, “Hayalimi anlatsam böyle bir alemde çalışıyorsun ama hayalin çok farklı diyeceksiniz belki ama avukat olmak,” diyor.
Avukatlık deyince kadınlara geliyor söz haliyle. Annesinin gördüğü şiddete şahit olan Belgin, “Babamın anneme uyguladığı şiddet hunharcaydı. Hortumu dörde katlayıp öyle döverdi annemi. Annemin vücudunda morluklar değil kocaman siyah yaralar oluşurdu,” diyor.
Hukuk yolunda ilerlemekte kararlı olan Belgin, “Kadın olmasaydım da kadınları savunurdum. Hiçbir hakkımızı kullanamıyoruz bu ülkede,” diyor ve kadınların güçlü olduklarını ekliyor.
Belgin, son olarak şunları ifade ediyor: “Kadınlar çiçekmiş! Ne çiçeği, çok güzel koparıp eziyorlar. Sonra da atıyorlar. Biz kadınlar çiçek değiliz. Biz kadınlar insanız. Ve biz olmasak ne üretim ne de kâinat olmazdı.”
